kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2020 Salı

Minik Bir Kitap Alışverişi ve "Sorunlarla Baş Etmek için Boyama Kitabı ve Günlük"

Merhabalar!!! 

Nasılsınıııız? Bu hafta fazlasıyla verimli geçti benim için, bir kitap bitirdim ve minik bir kitap alışverişi yaptım. Ayrıca bugün dönemin son final sınavına girdim artık 3 hafta boyunca dinlenip, vicdan azabı çekmeden kitap okuyabilirim! Bu rahatlığı gerçekten çok özledim, son iki üç ay o kadar yoğundu artık hiçbir şey düşünmeden sadece kitap okumak ve dinlenmek istiyorum :')

Fotoğraf çekme becerilerim çok kötüymüş onu fark ettim... Fotoğrafa dair her şey fazlasıyla yamuk.

1) Amin Maalouf -Uygarlıkların Batışı 
Amin Maalouf'dan henüz sadece üç kitap okudum ama gerçekten yazdığı kitapların içeriğini ve değerlendirmelerini seviyorum. Bildiğim kadarıyla bu kitabı Aralık ayının sonunda çıktı ve yazarın en güncel kitabı. Kitap, son dönemlerde yaşanan olayları Ortadoğu ve diğer ülkelerle bağdaştırarak yorumladığı denemelerden oluşuyor ve Habertürk'teki röportajında kendisinden duymuştum biraz karamsar bir kalemle ele almış bu eseri. Ölümcül Kimlikler kitabının da devamı gibi olduğu söyleniyor. Ben o kitabı okumuştum ama siz onu okumadan da bu kitabı okuyabilirsiniz.
Kitabı YKY kitabevinden 17 liraya aldım.

8 Ocak 2020 Çarşamba

2020 Klasik Kitap Okuma Maratonu #kom2020

Merhabalar!! 

Bu sene Okuyan Muggle'ın Klasik Okuma Maratonuna ben de katılıyorummmmmm,  dürüst olayım hayatımda okuduğum türkçe klasikler iki elin parmağını geçmeyeceği için bu maratonu daha çok türkçe odaklı kitaplar üzerine ilerletmeyi düşünüyorum. Şu an elimde okumak istediğim bazı Türkçe klasikler var ancak final ayım olduğu için hepsini okuyabileceğimi sanmıyorum :') Özellikle Ahmed Hamdi Tanpınar kitaplarını daha müsait olduğum bir zamana saklıyorum ki hakkıyla okuyabileyim. 

Ocak Ayı içinde okumayı planladığım kitaplar:


1) İçimizdeki Şeytan -Sabahattin Ali
2) İnsanlığın Dirilişi -Sezai Karakoç
(bu ikisini klasik olarak aldım alttaki kitaplar klasik sayılıyor mu pek emin değilim ama bence sayılmıyorlar hmm)
3) Oğullar ve Rencide Ruhlar- Alper Canıgüz 
(bu kitabı Kağıt Salıncak'ın blogunda gördüm ve hemen okul kütüphanesinden aldım, okumak için sabırsızlanıyorum!)
4) Kiyoto -Yasunari Kawabata 
(Bu kitabı aylar önce nadirkitap.com'dan almıştım, fazlasıyla eski ve ilginç bir kitap gibi duruyor)
5)Circe -Madeline Miller
(Bunu da bu aralar çok gördüm, ve tablete pdf'sini indirdim. Umarım beğenirim, hakkında çok olumlu yorumlar duydum)

Kitapları okuyunca yorumlarını mutlaka bloga gireceğim :))
Herkese iyi haftalar!!

17 Mayıs 2016 Salı

Kötülük Çiçekleri ve Charles Baudelaire [Les Fleurs Du Mal]

Selamlar! Söz verdiğim gibi işte geldim burdayım ben bu işte ustayım lalalalla falan filan. Aslında çok ciddili şeyler yazacaktım bu giriş pek uymadı ama olsun......... Öncelikle fark ettiniz mi bilmiyorum "Kitap Yorumu" veya "Kitap Tavsiyesi" başlığı altında girmedim yayını. Çünkü bu sefer kitabı yorumlamayacağım, eseri inceleyeceğiz.

Şimdi şöyle ben geçen haftaydı galiba myanimelist'e geziyordum orada Aku no Hana adlı animeyi gördüm. Taaa yaz tatilinden beri merak ettiğim bi animeydi ama ne yazık ki animeleri bırakmış olduğumdan izlemedim. Youtube'dan videolarına bakarken ana karakterin sürekli bu kitaptan alıntı yaptığını, anime için hazırlanmış videolarda sürekli Aku no Hana yani Kötülük Çiçekleri'nden alıntı yaptıklarını gördüm. Ve merak edip araştırdım hemen o gece mangasını okuyup ertesi gün de bahsi geçen eseri aldım.

Ben kitabı Varlık Yayınları'ndan aldım. İş bankası da çıkarmış Hasan Ali Yücel Klasiklerinden ama onu pek tavsiye etmedi kitapçı abi zaten çevirileri karşılaştırınca Varlık daha çok hoşuma gitti ayrıca bunda İş Bankası'nda bulunmayan kitaba dair açıklamalar var sonunda. Yazarın kitap için tasarladığı önsözler ve şiirlerde geçen karakterlerin açıklamaları var. Baudelaire sembolist bir şair olduğu için şiirlerinde bir çok karaktere rastlıyoruz -mitolojik vs-

Baştan diyeyim ben şiir okumayı sevemem. Hele Özdemir Asaf, Nazım Hikmet falan bana çok bayat gelir. Edebiyatta ikinci yeni olarak adlandırılan şair grubunu bir türlü sevemiyorum çok yapay geliyor ya ne bileyim... Estetikten yoksun duygu eksik falan -Şaka bir yana şuan aşırı gömdüm şairleri Allah affetsin...- Ben daha çok Necip Fazıl, Yahya Kemal Beyatlı, Mehmet Akif gibi daha "konulu(?)" şiir yazan şairleri seviyorum. Bu sebeple Baudelaire'e bu kadar taktım kafayı. Bu arada Baudelaire "Bodler" diye okunuyor yanlış okumayın ona göre 'v' 

İlk olarak şairimiz kim oradan başlayalım. Sizlere sıkıcı kitap bilgileri vermeyeceğim merak etmeyin. Baudelaire 1821-1867 yılları arasında yaşamış önemli Fransız şairlerinden biridir. Mutsuz bir çocukluk geçirmiş, babası o küçük yaştayken ölmüş annesi başkasıyla evlenmiş falan tam Türk dram dizi. Çok bohem bi yaşam tarzı sürmüş ki zaten bunu eserlerinde çok fazla hissediyorsunuz. birazdan örnek şiir paylaşacağım kitaptan. Kitap çıkarında daha da karmaşıklaşmış hayatı. Çok fazla tepki almış, yasaklanan şiirleri olmuş. İntihara da kalkışmış ve sonunda 46 yaşında Frengi mi ne öyle bir hastalıktan dolayı vefat etmiş. Şiirlerinde genellikle eleştirel bi tutum sergilemiş. İnsanoğlunun basitliğinden, insanların cehaletinden şikayet etmiş. Tabi kadın güzelliği gibi konulara da değinmiş ve yasaklı şiirlerinden çoğu bu konu da zaten :D Diğer yasaklı şiiri ise "Şeytan'a Dualar"

Baudelaire hakkında araştırma yaparken bir çok Türk şairimizin ondan etkilendiğini öğrendim. Özellikle Necip Fazıl... Necip Fazıl çok çok sevdiğim bir yazardır. Araştırma esnasında karşıma çıkınca ayrı bir heyecan kapladı içimi. Sonralardan Baudelaire'ın şiirlerini okuyunca Necip Fazıl ile o kadar benzettim ki. Yani o olduğunu bilmesem Necip Fazıl derdim açık ve net. Daha da araştırma yapınca şöyle bir makale buldum. Benzerliklerinden bahsediyor. Size hemen göstereyim.

Çalar saat! Uğursuz Allah, korkunç, bir karar, 

Parmağı bizi tehdit eder, bize der: "Hatırla! " 
Bir hedefteymiş gibi dikilecek yakında 
Dehşet dolu kalbinde ürpermiş ıstıraplar; 



Kaçacak ufka doğru o buharı andıran 
Zevk, kulisin nihayetinde bir rakkas gibi; 
Her insanın bütün ömrü boyunca nasibi 
Nimeti bir parça yiyor senden de her an. 



Ve saniye, üçbin altıyüz kere saatte 
Fısıldıyor: Hatırla! Hatırla! - Koşan böcek 
Sesiyle, şimdi der: Ben 'Geçmiş Zamanım' gerçek, 
Ve emdim kirli hortumumla ömrünü işte! 



'Remember! ' Hatırla ey sefih! 'Esto memor! ' 
(Aşinasıdır hançerem bütün lisanların.) 
Dakikalar o külçelerdir ki fani çılgın, 
Altınını almadan atmaması doğrudur! 



'Hatırla' ki zaman muhteris bir kumarbazdır 
Hilesiz kazanır, bu bir kanun, her koyuşta. 
Gün sona eriyor; gece büyüyor; hatırla 
Susuzdur her girdap; su saati boşalır. 



Yakında çalacak saat ve ilâhî kader, 
Ve şan dolu Fazilet, henüz bâkire zevce, 
Ne nedamet o dahi (ah! son misafirhane!) 
Ve hepsi diyecek: "Vakit, koca ödlek! geber! " 
-Charles Baudelaire



Kimbilir nerdesiniz,
Geçen dakikalarım
Kimbilir nerdesiniz?

Yıldızların,korkarım,
Düştüğü yerdesiniz;
Geçen dakikalarım?

Acaba tütsü yaksam
Görünür mü yüzünüz?
Acaba tütsü yaksam?

Siz benim yüzümsünüz
Eğilip suya baksam,
Görünür mü yüzünüz?

Gitti bütün güzeller;
Sararmış biri kaldı,
Gitti bütün güzeller.

Gün geldi,saat çaldı,
Aranızda verin yer;
Sararmış biri kaldı!

-Necip Fazıl Kısakürek

Şimdi pek benzer gelmiyor sizlere ama makaleyi okusaydınız ve NF şiirlerine aşinaysanız ne demek istediğimi anlarsınız -Cümle düşüklüğü :'(- Kısacası Baudelaire kendi alanında en iyisiymiş. Büyüüük şairlere ilham kaynağı olmuş. Peki ben bu şairin bu kadar nesini sevdim?
 Bunu tek kare ile özetlemem gerekirse





Şiirlerindeki karanlık atmosfer çok ama çok hoşuma gitti. Daha önceki Sylvia Plath yazımı okuduysanız bu tür karamsar eserlerin hoşuma gittiğini hatırlıyorsunuzdur. Açıkçası ben çok ama çok fazla toplumdan şikayet eden birisiyim. İnsanların basitliğinden, düşüncesizliğinden, sıradanlığından kısacası insanoğlunun bu kadar özenti yani farkında olmamaları beni gerçekten sinirlendiriyor. Çevremdekilerin uyuduğunu düşünüyorum, kimsenin kendi fikirleri yok, okumuyorlar, araştırmıyorlar DÜŞÜNMÜYORLAR oradan buradan duydukları gördükleri fikirleri kendilerininmiş gibi davranıyorlar. Baudelaire işte bunları eleştiriyor. İnsanların kukla olduklarını belirtiyor.

Kitabın alternatif ön sözlerinden birinde şöyle diyor
"İblis, İlk günah, İyi insan. Eğer isteseydiniz Zorbanın gözdesi olurdunuz; Tanrıyı sevmek Tanrıya inanmaktan daha zordur. Tersine, bu çağın insanları için İblise inanmak İblisi sevmekten daha zor. Herkes onun hizmetine koşulur, ama. inanmaya gelince, kimse ona inanmaz. Yüce yüceliğin İblisin.

Kitap için bir çok ön sözü hazırlanmış ama hiç biri yayımlanmamış. Hepsini sonda ön söz tasarıları adı altında toplamışlar. Şairimiz bir tane önsöz hazırlayamayacak kadar kararsız demek ki. Buradan bile ruh tahlili yapabiliriz bir nevi. Ayrıca kitap "Okura'a" diyerek başlıyor. Yani ilk şiir biz okurlara yazılmış. Orada da insanlığa sesleniyor ve insanların iki yüzlü oluşundan bahsediyor. 

Kitaptan daha çok şiir paylaşmak isterdim ama burada paylaşamayacağım kadar uzunlar ve aralardan kıta paylaşırsam şiirin bütünsel sihiri bozuluyor iyisi mi siz internetten okuyun. Şiirlerin adlarını vereyim ama

*Kuğu (Victor Hugo'ya yazılmış)*
*Kendini Cezalandıran Kişi*
*Spleen (3-4 tane var hepsini okuyun güzeller)*
*Yedi İhtiyar (Bu da Victor Amca'ya)*

Ayrıca kitabın ön sözünde kitabının ne iyilik için ne de kötülük için yazıldığını, kız kardeşleriniz veya eşleriniz için değildir gibisinden şeyler yazıyor. Bilemiyorum cidden şiirlerinde yansıttığı ruhtan çok etkilendim. Bi kaç arkadaşıma gösterdim şiirleri pek sevmediler galiba herkesin zevkine de hitap etmiyor. Anlaşılması güç de olabilir galiba. Ya da benim gibi insanlığa garezi olanlar etkileniyor şiirlerden. Kısacası ben sevdim..

Umarım size biraz da olsa bilgi aktarabilmişimdir. Siz de beğendiyseniz ne mutlu bana :')) Yazıların hepsini önsözü kendim yazdım copy paste kesinlikle yok. Alırsanız bir yer için kaynak belirtirseniz memnun kalırım. Emeğe saygı :3 İyi geceler herkeseee!

11 Ocak 2016 Pazartesi

Kitap Yorumu: Beni Asla Bırakma

Selamlar! Aslında bu kitabı pazartesi bitirdim. Scarlet'i ise Salı. Neden bunun yayını sonra yazıyorum bilmiyorum.. Bu ayrıntıyı neden yazdım onu da bilmiyorum.. Pekala sustum yayına devam djgkjdfgk


Beni Asla Bırakma
Kazuo Ishiguro
272 Sayfa
YKY

Konusu:
Yatılı okul Hailsham'ın öğrencileri, bahçe duvarının arkasındaki karanlık ormandan çok korkarlar. Hafta sonları veya tatillerde evlerine gitmez., Hailsham'dan önceki yaşamlarını hatırlamazlar. Dış dünyayla bağlantıları yoktur. Öğretmenler değil, gözetmenler tarafından eğitilirler. Spor ve sanata büyük önem veren gözetmenler, Hailsham öğrencilerine sürekli özel olduklarını hatırlatır ve bedenlerine çok iyi bakmaları gerektiğini tekrarlar. 
Kathy H. de bir Hailsham mezunu. Otuz bir yaşında ve bakıcılık yapıyor.Hailsham'daki en yakın iki arkadaşının yeniden hayatına girmesi üzerine, onlarla paylaştığı geçmişi gözden geçirmek zorunda kalıyor. Onları özel kılan şeyin ne olduğunu ve bundan sonra hayatlarını nasıl biçimlendireceğini daha derinden anlamaya ihtiyacı var.
Şu sorunun cevabını da bulması gerek; sanat ve aşk zamanı durdurabilir mi?
Kazuo Ishiguro, yayımlandığı yıl Time tarafından İngilizce yazılmış en iyi 100 roman listesine alınan Beni Asla Bırakma'da, yıkıma götüreceğini bile bile kendi kaderini kabullenenlere odaklanmış görünüyor.

Slm :> Yine ben :>>> Beni Asla Bırakma'yı aslında yeni almıştım ama merak ettiğim için aldığım hafta başladım ve iki gün gibi kısa bir sürede bitirdim. Konusu yukarıda yazdığım gibi. Aslında kitaba başlarken beklentim büyüktü Time'ın en iyi İngilizce yazılmış 100 romanı listesinde bu da vardı o yüzden umutluydum. Ancak beni pek tatmin eden bir kitap olmadı. Okurken kafamda sürekli soru işaretleri vardı ve kitap bitince de soru işaretleri hala duruyordu.

Kitabı Kath adında Hailsham adında yatılı okula giden bir kız öğrencinin ağzından okuyoruz. Hailsham'daki öğrenciler okulun dışına çıkamıyorlar. Tüm eğitimlerine "gözetmenler" bakıyor. Spora ve sanata önem veren bu okul TUHAF Bİ YER Allah aşkına ciddi bi kitap yorumu yazıyım dedim ölecem artık yeter... 

Şimdi çok saçma değil mi? Öğrenciler okuldan dışarı çıkamıyor, başka sosyallikleri yok herkes gözünü açtığından beri okulda ALOO BUNU TUHAF BULAN SADECE BEN MİYİM?
Bununla da sınırlı değil. 16 yaşında okuldan mezun oluyor ve "Kulübeler"de çalışıyorlar. Bir Allahın kulu da çıkıp demir ki kulübe ne? Kulübe sistemini anlayana kadar beynim yandı. 

Neyse tamam sakinim baştan alıyorum. Şimdi bu öğrencileri okuturken sürekli siz özelsiniz, diğerleri gibi değilsiniz, amacınız var falan diyorlar. Okulun amacı organ bağışı yapacak insan yetiştirmek. Ve bunu da topluma yarar(?) sağlayan, iyi huylu bireyler yetiştirerek yapıyorlar. Öğrenciler mezun olduklarında yine okulla alakalı "Kulübelerde" çalışıyor. Sonra organ bağışı veya bakıcı olarak yaşamlarını sürdürüyorlar. Yani ölene kadar Hailsham Okulu ile bağlantılılar.

Kath ve arkadaşı Tommy'de bunlardan biri şimdi karakterleri anlatcam ama çok üşendim..... Sizden özür dileyerek direk sona geliyorum. Merak etmeyin spoiler vermeyeceğim. Sonunda meğersem bunlar başka insanlardan klonlanmış deneylermiş. O yüzden Hailsham'da doğup büyüyorlarmış. Bunu aslında kitabın her yerinde söylüyorlar ama ben şu "klon" işini hep mecazi zannetmiştim. Karakterlerin kişilik çatışması ile ilgili olduğunu düşünmüştüm. Meğersem gerçekten laboratuar ortamında organ bağışı için öğrenci yetiştirmişler. Bunu da bi tane bookstagram arkadaş söyledi. Aydınlandım sağolsun..

Kitabında gerçekten kafamda soru işaretleri kaldı. Filmi de varmış. İnternetten yorumlara bakınca 10 kişiden 5'i filmi daha çok beğenmiş. Geri kalanlar kitaptan yana. Yani yarı yarıya bi şeyler olmuş. Bilmiyorum sanırım kitabı anlayamadım... 

Allahtan yazarın kalemi kuvvetli de sonuna kadar okuttu kendini Yoksa "Noluyor ya?!" diyerek ben o kitabın sonunu zor getirirdim sanırım.. 


Bu arada kitabın adına bakıp romantik olduğunu düşünmeyin. Kitap dram gibi bi şey anırım. Kitabın adındaki "Beni Asla Bırakm" bir şarkı sözü. Onu da ekleyeyim buraya. Eski dönemlere ait ben beğendim valla. Bi bakın isterseniz.






Kitap Yorumu: Scarlet -Marissa Meyer

Scarlet
Marissa Meyer
272 Sayfa
Artemis Yayınları

Dünya Yok Olma Tehlikesiyle Karşı Karşıyayken, Külkedisi İle Kırmızı Başlıklı Kız'ın Yolları Kesişecek…
Mekanik ustası sayborg Cinder hapishaneden kaçma planları yapıyor ancak bunu başarabilse bile dış dünyanın tehlikelerine karşı kendini nasıl koruyacak? 
Dünya'nın diğer ucunda, Scarlet Benoit'nın büyükannesi günlerdir kayıp. Scarlet büyükannesini bulmasına yardımcı olabilecek bir sokak savaşçısı olan Wolf'la tanıştığında, başta bu yabancıya güvenmekte tereddüt ediyor. Ne de olsa sokaklar 'kurt'larla dolu! Yolları kesişen Scarlet, Wolf ve Cinder birlikte esrarengiz bir maceraya atılırken onları bekleyen yeni bir gizemden habersizler. Şimdi üç masal kahramanı da Ay Ülkesi kraliçesinin hep bir adım önünde olmak zorunda. Çünkü kötü kalpli kraliçe, yakışıklı prensi kendi kralı ve esiri yapmak için elinden geleni ardına koymayacak
Ay Günlükleri Serisi'nin ikinci kitabı olan Scarlet aslında modern bir kırmızı başlıklı kız. Seriyi bilmeyenler için kısa bir tanıtıyım yapayım. Cinder diye birisi var (Sanırım Cindrella olduğunu anladınız :>). Yeni Pekin'de yaşayan bir sayborg. Yani robot ama çoğu kişi bunu bilmiyor çünkü robotlar toplumda pek hoş karşılanmıyor. İşte öyle fhdgjhdf. Şimdi kitaba geçiyorum.

Kitap Scarlet'in büyükannesinin kaybolması ile başlıyor. O da onu ararken birisiyle tanışıyor adamın adı Wolf -Omen tanrım ne kadar şaşırtıcı (!)- Wolf büyükanneyi kimin kaçırdığını biliyor ve Scarlet'e yardımcı oluyor. Ancak kurtlara pek güven olmaz değil mi? 
Eş zamanlı olarak Cinder da hapishaneden kaçıyor. Ve olayların arkasındaki yardım alabileceği ki,şi olan büyükanneyi arıyor. Ne büyükanneymiş beee ghfhgjfgh. Ha unutmadan söyleyeyim büyükanne eskiden askeri orduda çalışıyormuş :') O yüzden baya donanımlı yani.


Açıkçası ben Scarlet'i sevmedim. Wolf'dan bi gün şüphe duyuyorken ertesi gün hemen öpüşmeye başladılar. Yav sen ne kadar yüzsüz kızsın Scarlet valla yanımda olsan boğardım seni sanırım... Yani Scarlet ile Wolf'un anlamsız yakınlaşması beni deli etti. Daha dur lan adamı kaç gündür tanıyorsun!? En nefret ettiğim kitap karakterleridir böyle hemen erkekle yakınlaşmaya meyilli olan tipler.... SİZDEN İYRENİYORUM! Ama Cinder öyle miydi Prens Kai istedi yüz vermedi kız helal be sana koca yürekli Cyborg! Neyse sakinim..

İşte kitap bi Cinder'ın tarafındaki olayları bi Scarlet'in tarafındaki olayları anlatıyordu. Ben Cinder'lı kısımları daha çok sevdim çünkü Cinder akıllı bir kız BAŞKALARININ AKSİNE... Ayrıca Kaptan Thorne, Cinder ve Iko tayfasına da bayıldım :') Yani kitap güzeldi ama karakterlere ısınamadığım için biraz soğuktum. Onun dışında aksiyon ve macera çok iyiydi. O konuda yazarın hakkını vermek lazım. o kadar karmaşık şeyler kurgulamak herkesin harcı değildir. Yazarlık zor zanaat..

Neyse bu yayın da burada bitsin daha yazacak çook şeyim var ;-;





4 Ocak 2016 Pazartesi

Kitap Alışverişi ve Yarım Bıraktığım Kitaplar

Selamlar! Nasılsınız? Ben normalim valla. Uzun zamandır taslaklarda duran bir yayının daha tozunu alacağım birazdan :D. Bakalım bu tozlu yayında neler varmış?


1)Dorian Gray'in Portresi -Oscar Wilde
Bu kitabı o kadar çok merak ediyorum ki.. Bir kaç kez karşıma çıktı konusu falan da ilgimi çekince sahaflardan gidip aldım. Akşam eve gelince çöyle bir karıştırdım ne göreyim... Oscar Wilde ne kadar da betimleme yapan bir yazar :))) Çiçeği böceği baya betimlemiş nedense kitaba adapte olmamı zorlaştırdı sanırım uzun bir süre okuyamam bu kitabı :c Not: Bunun çok fantastikli bir hikayesi var onu da ayrı olarak bloga gireceğim.
Konusu:
Keşke tersi olabilseydi! Keşke her zaman genç kalacak olan ben olsaydım da portrem yaşlansaydı! Bunun için... bunun için her şeyi verirdim!"
Özellikle bir genç adamın büyümesini, eğitimini, gelişimini, kendini ve inançlarını keşfetmesini işleyen Dorian Gray'in Portresi için Oscar Wilde, 'bir ruhun hikayesi' demişti. 1891'de ilk basıldığında ahlaksızlığı yücelttiği gerekçesiyle büyük tepki çeken romanın baş kişileri olan Lord Henry ile Dorian'ın karşılıklı etkileşimleri, Dorian'ın kendini giderek kötüye, şeytani olana, hazcılığa adaması kitabın eksenini oluşturuyor. Son derece saf ve yakışıklı Dorian'daki değişim, Lord Henry'nin sözleriyle ve Dorian'ın kendi portresinde kendi güzelliğini keşfetmesiyle başlar. Lord Henry'nin etkisiyle kötülüğün ve zevkin çekimine kapılan, dünyada gençlik ve güzellikten önemli bir şey olmadığına inanan Dorian için heyecan, kötülükte ve günahtadır; iyilik ve erdemse sıkıcıdır, edilgendir. İyiliği temsil eden Basil'in Dorian'a duyduğu saf tutkuda eşcinsellik öğeleri açıkça hissedilir. Dorian'ın büyük sırrını, portredeki değişimi gören yalnızca Basil olur. Portreye odaklanan, sonsuz gençlik karşısında ruhunu satan ve ruhunun ölmüş olmasından korkan Dorian için kurtuluş var mıdır? Ve Oscar Wilde'ın dediği gibi, herkes Dorian Gray'da kendi günahını mı görecektir?

2) Beni Asla Bırakma- Kazuo Ishigiro
Bu kitabı da çok merak ediyordum. Time'ın yaptığı ingilizce yazılmış en iyi 100 kitap arasındaydı. Halbuki yazarı Japon. kitabı niye ingilizce yazmış anlamadım :D. 
Konusu ise; 
Yatılı okul Hailsham'ın öğrencileri, bahçe duvarının arkasındaki karanlık ormandan çok korkarlar. Hafta sonları veya tatillerde evlerine gitmez., Hailsham'dan önceki yaşamlarını hatırlamazlar. Dış dünyayla bağlantıları yoktur. Öğretmenler değil, gözetmenler tarafından eğitilirler. Spor ve sanata büyük önem veren gözetmenler, Hailsham öğrencilerine sürekli özel olduklarını hatırlatır ve bedenlerine çok iyi bakmaları gerektiğini tekrarlar. 
Kazuo Ishiguro, yayımlandığı yıl Time tarafından İngilizce yazılmış en iyi 100 roman listesine alınan Beni Asla Bırakma'da, yıkıma götüreceğini bile bile kendi kaderini kabullenenlere odaklanmış görünüyor.

3)Melez Günlükleri- Rick Riordan
Sonunda ölmeden bir serinin daha yan kitaplarını toplayabildim Allahım şükürler olsun fhfgfg. Bu kitabı yıllardır istiyordum resmen ama küçücük kitaba 25 lira vermek canımı yaktığı için alamıyordum. Sonunda sahaflardan birinde buldum, kaptığım gibi 10 lira aldım ehehe. Yaşasın sahaflar :3


Şimdi yanda görmüş olduğunuz kitaplar benim 2015 yılında okuyup yarım bıraktığım kitaplar. Hepsine de devam etmek istiyorum ama araya zaman girince hiçbir şey eski tadı vermiyor -Arkadaşlar az önce eski sevgilisiyle tekrar barışan kız cümlesi kurdum fark ettiniz mi? fdghjdfjg-  Tekrar ne zaman okuyabilirim bilmiyorum ama okuyacağım kesin yani inşallah..

Biliyorum biliyorum Melez Günlüklerini yeni aldım ne ara okudun da yarım bıraktın diyebilirsiniz. İlk aldığım gün okudum sayfa 90'a kadar. Sonra okuyasım gelmedi. elime alsam da uzaklara dalıp gittim ve yarım kaldı....

Shiver'ı almayı tam bir yıl bekledim, türkçesi çıkmıyor diye ingilizcesini aldım ve KİTABI ALDIĞIM HAFTA TÜRKÇESİ ÇIKTI! Ben böyle şansın.... Neyse işte bunda da yarıladım kitabı ama nedense bu da yarım kaldı. Halbuki çok severek okuyordum. Büyük ihtimalle buna devam ederim. 

Büyük Umutlar... Özür Dilerim Üstad Dickens sizin kitabınızı yarım bırakma cüretinde bulundum... Charles Dickens'ı ne kadar sevdiğimi biliyorsunuzdur umarım. Yazdığı eserleri büyük bir hayranlıkla okuyorum. Ancak bu kitabını yarım bıraktım çünkü sınav haftası mağdurluğuna denk geldi... Sonra da okuyamadım işte. Ama bunu da bitireceğim! Söz Veriyorum

Kovan ya bu kitabı alıp başladım ama bir türlü devamını getiremedim. Daha da okuyabileceğimi sanmıyorum.. Sanırım satacağım.

Seraphina .. Hiç unutmam bu kitabı geçen yıl kar tatilinde okumuştum. Ammaa son 200 sayfa kadar kaldı. Allah allah beğenmiştim aslında niye devam etmedim ki.. Hmm.. Bunu okuyayım bari..

Franny ve Zooey, J.D. Salinger en etkilendiğim yazarlardan biridir. Bu kitabı da sınav haftası mağdurlarından.. Kesinlikle okunacak!

Otostopçunun Galaksi Rehberi.. BUNU BİLEREK YARIM BIRAKTIM! Hiç okumaya kıyamadığınız bir kitabınız oldu mu.... İşte benim ki bu kitap.. Bu kitap hakkında ayrı bir blog yazısı yazacağım o derece seviyorum. Bunu uzun bir süre okuyabileceğimi sanmıyorum... Bu kitabın bitmesine dayanamam :cc

Allahım inş biter bunlar. Ayrıca bu hafta Ankara'da kitap fuarı olacak. 10 Ocak Pazar günü öğleden sonra Bookstagram kimliğim ile fuarda olacağım ehehehe. Ankara'da yaşayan var mıı? Belki karşılaşırız *-*





20 Kasım 2015 Cuma

Kİtap Yorumu: Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş -Jose Saramago


Kitabın Adı: Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş
Yazarı: Jose Saramago
Sayfa Sayısı: 208
Yayınevi: Kırmızı Kedi

Adı bilinmeyen bir ülkede, dünya kuruldu kurulalı görülmemiş bir olay gerçekleşir: Ölüm, o güne kadar yerine getirdiği görevinden vazgeçer ve hiç kimse ölmez. Bir anda ülkeye dalga dalga yayılan sevinç çok geçmeden yerini hayal kırıklığı ve kaosa bırakır.
İnsanların ölmemesi zamanın durduğu anlamına gelmemektedir, ezeli bir yaşlılıktır artık onları bekleyen. Hükümetten kiliseye, sağlık kurumlarından ailelere, şirketlerden mafyaya kadar herkes ölümün ortadan kalkmasının getirdiği sonuçlarla mücadele etmek zorundadır. Ancak ölüm, beklenmedik bir kimlikle ve umulmadık duygularla insanların arasına geri döner.
Ölüm ve ölümsüzlük karşısında insanın şaşkınlığını, çelişkili tepkilerini ve ahlaki çöküşünü, edebi, toplumsal ve felsefi anlamda derinlikli bir biçimde işleyen José Saramago, geçici olanla ebedi olanı birbirinden ayıran kısa mesafenin meseli sayılacak Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş'u, başladığı gibi bitiriyor: 
"Ertesi gün hiç kimse ölmedi."

Jose Saramago uzun süredir okumak istediğim ancak bir türlü fırsat bulamadığım bir yazardı. Sonunda fırsat bulup okuyabildim ve keşke bu kadar ertelemeseydim diyorum okumayı. Çünkü bu kitabını çok beğendim. Hani alışveriş yazımda demiştim ya anlatımını roman gibi bekliyordum ama biraz soyuttu falan diye hah işte o soyutluk bir süre sonra roman havasına büründü ve tamamen olay örgüsü oluştu. 


Kitabımız şöyle başlıyor "Ertesi gün kimse ölmedi". Ölümün tamamen ülkenizden yok olduğunu düşünün. Artık kimse ölmüyor, herkes sonsuza kadar yaşayacak heyo yaşasın falan filan ancak durum hiç de öyle değil. Kimsenin ölmemesi ülkeyi karıştırıyor hızla önüne geçilemeyen bir nüfus artışı, devletin yetersizliği, tabir-i caizse merdiven altı şirketle ölüm işine geri dönülme vs. bu saydıklarımın hepsini kitapta görüyoruz. 

Kitap X adlı ülkede geçiyor ve orada ölüm bir sabah aniden yok oluyor. Artık kimse ölmüyor. Ancak insanların sağlık sorunları devam ediyor. Ağır hasta insanlar yataklara mahkum kalıyor, iyileşemeyenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor ve ülkede sağlık sektörü çöküyor. Hastanelerde boş odalar azalıyor, ama insanlar gün geçtikçe artıyor. Bunun üzerine köylerden birindeki fakir ailelerden birisi hasta olan yaşlı babasını ve 7-8 aylık bebeğinin acısına son vermek için onları komşu ülke sınırına götürüyor, çünkü orada ölüm hala yürürlükte. Gerçekten de sınıra gelir gelmez hem babası hem de bebeği vefat ediyor kadıncağız gözü yaşlı köye geri dönüyor. Bu haber kulaktan kulağa yayılıyor ve artık herkes hastalarını komşu ülkelerin sınırlarına götürüyor. Halk da bu işi yapması için "Maphia" adı altında toplanan bir örgütten yardım alıyor. Bunu duyan devlet adamları ilk başta yasal olmadığı için karşı çıksa da sonradan bu işi meşrulaştırıp normal bir iş haline getiriyorlar. 

Sonra bir sabah tekrar ansızın ölüm tekrar işlemeye başlıyor. Medyadan sorumlu başkana Eflatun renkli bir zarf geliyor ölüm adına imzalanmış. Ölüm orada tekrar geldim ben diyor kısaca. Ve sonra olaylar gerçekleşiyor.....


 Şimdi kurgu birazcık kafanızda canlansın diye kendi cümlelerimle kitabı azcık da ben anlattım sizlere. Öncelikle kitapta diyalog yok. Var ama şu şekilde "Nasılsın, iyiyim sen, sağ ol ben de iyiyim." aynı bu şekilde. Hatta yazarımız noktalama işaretleri konusunda baya cimri zira sadece virgül kullanmış. Çok az da nokta. Kitap sadece paragraflardan oluşuyor yani. Hayıır bunu dedim diye hemen yüzünüzü buruşturmayın çünkü sıkıcı bir kitap değil. Pekala başlarda yadırgıyorsunuz ama bir süre sonra yazarın üslubu ve dili sizi içine çekiyor, tüm o noktalama şeylerini unutuyorsunuz. Zaten sonradan yazar hakkında araştırma yaptığımda yazarın sadece nokta ve virgül kullandığını öğrendim.

Kitapta 120. sayfadan sonra ölüm tarafından okuyoruz. Hayır ölüm anlatmıyor ama onun tarafından okuyoruz. Yazarın çok muzip bir anlatımı var :D ölüm ve tırpanı arasında geçen diyalogları büyük bir keyifle okudum. Ayrıca yazarımız kitapta ölüm hakkında şöyle bahsediyor "Çarşafa bürünmüş bir iskelet olduğunu ve sorulara cevap vermeyen eski ve paslı bir tırpanla birlikte soğuk bir salonda yaşadığını biliyoruz" Gaddarca mı olacak bilmiyorum ama itapta en çok ölümü sevdim. Kurduğu cümleler çok hicivliydi. Tebessüm ederken bir yandan da düşündüm durdum. 


Şimdi öyle bir noktaya geldim ki burdan sonrasını söylersem kitabın tüm büyüsü bozulacaktır. Çünkü sonunda sürpriz bir takım olaylar gelişiyor :):):) Ama kitapta güldürerek hükümet eleştirilmiş, halk eleştirilmiş, sonsuzluktan korkan aynı zamanda ölmek istemeyen insanlar anlatılmış. Gerçekten beğenerek okuduğum bir kitap oldu :') Lütfen uzun paragraflar ve noktalama işaretlerinin olmayışı sizleri korkutmasın, biraz okumaya başlayın içine çekecektir sizi. 

Herkese iyi okumalaaaaar!









Tasarım: Şevval & Moka