Okuduklarım! etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Okuduklarım! etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ocak 2020 Çarşamba

2020 Klasik Kitap Okuma Maratonu #kom2020

Merhabalar!! 

Bu sene Okuyan Muggle'ın Klasik Okuma Maratonuna ben de katılıyorummmmmm,  dürüst olayım hayatımda okuduğum türkçe klasikler iki elin parmağını geçmeyeceği için bu maratonu daha çok türkçe odaklı kitaplar üzerine ilerletmeyi düşünüyorum. Şu an elimde okumak istediğim bazı Türkçe klasikler var ancak final ayım olduğu için hepsini okuyabileceğimi sanmıyorum :') Özellikle Ahmed Hamdi Tanpınar kitaplarını daha müsait olduğum bir zamana saklıyorum ki hakkıyla okuyabileyim. 

Ocak Ayı içinde okumayı planladığım kitaplar:


1) İçimizdeki Şeytan -Sabahattin Ali
2) İnsanlığın Dirilişi -Sezai Karakoç
(bu ikisini klasik olarak aldım alttaki kitaplar klasik sayılıyor mu pek emin değilim ama bence sayılmıyorlar hmm)
3) Oğullar ve Rencide Ruhlar- Alper Canıgüz 
(bu kitabı Kağıt Salıncak'ın blogunda gördüm ve hemen okul kütüphanesinden aldım, okumak için sabırsızlanıyorum!)
4) Kiyoto -Yasunari Kawabata 
(Bu kitabı aylar önce nadirkitap.com'dan almıştım, fazlasıyla eski ve ilginç bir kitap gibi duruyor)
5)Circe -Madeline Miller
(Bunu da bu aralar çok gördüm, ve tablete pdf'sini indirdim. Umarım beğenirim, hakkında çok olumlu yorumlar duydum)

Kitapları okuyunca yorumlarını mutlaka bloga gireceğim :))
Herkese iyi haftalar!!

13 Temmuz 2015 Pazartesi

Kitap Yorumu: Locke Lamora'nın Yalanları -Scott Lynch

Slmlr yne bn.. Ben de bloga girmeye üzenip sonra tüm yorumları aynı anda giriyorum hfgvshdf. Allah affetsin. Şuan aynı anda iki yayın yazıyorum ve hali hazırda bi yayın daha bekliyor. Hoof keşke 4 kolum olsaydı dgffhuı






Locke Lamora'nın Yalanları
581 sayfa
İthaki Yayınları
Scoot Lynch










Locke Lamora'nın Yalanları en sevdiğim on kitap arasında bulunuyor. Belki de ilk beştedir. Kitabı okumadıysanız, okumalısınız. Okuduysanız, muhtemelen yeniden okumalısınız…"
-Patrick Rothfuss-

"Canlı, orijinal ve çekici. Muhteşem bir şekilde yazılmış." 
-George R.R. Martin-

"Boğazında kanayan bir kesik olsa ve bir hekim o kesiği dikmeye çalışsa Lamora iğney­le ipliği çalar ve kahkahalar atarak geberip gider. Çocuk… çok fazla çalıyor." 


Camorr şehri, tarihi boyunca pek çok soysuzluğa, yolsuzluğa, uğursuzluğa, hırsızlığa tanıklık etmiş, büyülü atmosferinde her birini tek tek sindirebilmiştir; Camorr'un Belası'nın ismi şehrin nemli duvarlarında yankılanana dek… Camorr'un Belası'nın yenilmez bir silahşor, usta bir hırsız, duvarlardan geçebilen bir hayalet ve fakirlerin dostu olduğu söylenir. İşte o efsanevi "Bela" narin yapılı, gözü kara ve becerikli Locke Lamora'dır. Locke kimsenin beceremediği bir ustalıkla zenginleri soymasına rağmen, bir başka efsanedeki büyük okçunun aksine çaldıklarından fakirlere tek bir kuruş bile koklatmaz. Locke'un tüm kazancı kendisi ve isimlerinin hakkını fazlasıyla veren hırsızlar çetesi Centilmen Piçler içindir.

Onların sahip olduğu tek ev olan ve her türlü dümen, hile ve numaralarını gerçekleştirdikleri kadim Camorr şehrinin kaprisli ve renkli yeraltı dünyası, içten içe çürümekte ve gizli bir savaş yüzünden parçalanmaktadır. Tek ayak üzerinde onlarca yalan söyleyen Locke ve çetesi, bu büyülü dünyada bu kez tek ayaklarını bile yere basamadan içerisine düştükleri ölüm oyunundan kurtulmak zorundadır. Yarattığı dünya ve kuvvetli kalemi sayesinde Patrick Rothfuss, Brandon Sanderson gibi isimlerle adı sık sık anılan Scott Lynch, çarpıcı romanı Locke Lamora'nın Yalanları'ında bir macera kitabının sürükleyiciliğini, bir fantastik kitabın yaratıcılığıyla birleştirip üzerine George R. R. Martin'in okuyucuyu beklemediği yerden vurmayı başaran anlatımını katıp, bizlere eşsiz bir hayal dünyası sunuyor.


Cidden bu kitap hakkında ne denir bi fikrim yok. Muhteşem muhteşem ötesiydi. Hani bazı kitaplar vardır zor içine çeker ama çekti mi de bırakmaz bu benim için öyle bi kitaptı. Uzun paragraflar vardı yazılar küçüktü o yüzden birince bölümün sonunda kitaba anca adapte olabildim. Ama o kadar güzeldi ki yorumlaya nereden başlayacağımı bilmiyorum.

Öncelikle filmlerde, animelerde ve kitaplarda olsun zeki erkek karakterlere bayılırım! İsterse başrol olmasın veya kitabın sadece bi sayfasında görünüp kaybolsun o karakter zekasıyla beni şaşırttıysa favorim olmuştur açık ve net. Locke Lamora'da öyle biriydi benim için. Allahım kurduğu planlar falan insanı hayrete düşürüyor ve noldu ya bi anda diyorsunuz. İlk başta çocukluğunu anlatıyor sonra yetişkinlik ve kendi çetesinin lideri haline geliyor. Ara bölümlerle çocukluğuna geri dönüyoruz. Bi kaç yorumda bunun olayların akışını kesitiğine dair şeyler demişler bence hiç öyle olmadı çünkü olaylar o kadar dolu dolu geçiyor ki insanın kalbinin molaya ihtiyacı oluyor :D

Kitapta çok fazla betimleme de var ve bu benim çok hoşuma gitti. Artık şunu fark ediyorum ki modern, klişe romanları okumaktan ordaki basit cümlelere alışmışım ve bu ilk başlarda afallattı beni. Sonra kendime geldim. O yüzden uzun bir süre yeni kitap okuyabileceğimi sanmıyorum ya da hazır başlamışken klasiklere yoğunlaşacağım çünkü cidden artık normal kitap okuyamaz oldum. Aşırı sade ve basit geliyor.

Yazar o kadar ustaca bi dünya kurmuş ki, şehirler, isimler, ticaret limanları, içkiler, yemek tarifleri hepsi kurgu! Ama yok böyle bi şey. Harıiadan bakıp Camorr'u bulmaya çalışacaktım neredeyse. Bizi yiyon lan sen var böyle bi şehir diye kendimi kandırdım ilk başta ama yokmuş... DINININIIIIIIIIIIIM....

Kitabı adeta film izler gibi okudum. Yani uzun süredir ilk kez bi kitapta başından beri kafamda canlandırdım. Yani anlatamadım ama şuan gözüm kapalı bu kitabın filmini çekebilirim o derece. Bunu yazarın kuvvetli betimlemelerinden kaynaklandığını düşünüyorum. Bi de 2007 'de zaten filmin hakkı satın alınmış ama izlemek istemiyorum. Çünkü hayalimdeki Locke ile mutluyum ben :c 

Ya Locke... Offf hatırladıkça dert ediyorum kendime nasıl mükemmel bi karaktersin sen! Deli, çılgın ve zeki... Ne kadar da mükemmel 1 erkek :c Fangirl alarmlarım devreye girdi. Locke ilk başta kültürsüz cahil bir çocuk. Ama içindeki çalma arzusu ustasının karşılayamayacağı boyuta gelince onu Gözsüz Rahip'e satıyor. Gzösüz Rahip ise ona nasıl yemek yenileceğinden tutun da başka dillerin aksanına kadar her şeyi öğretiyor. Locke'nun bu kusursuz oyuncuşuğu ve planlama zekasıyla bu bilgiler birleşinceeee BAM! Ortaya kusursuz bi soygun çıkıyor. Ortada milyonlarla şilinler dönüyor ve Locke hç zorlanmadan hepsini cebe indiriyor.. Ay yazarken bile heyecanlandıım *-*

Ve kitapta o kadar can alıcı cümleler var ki ilk kez okurken bi kitabın altını çizdim. 

 Locke Lamora’nın dalaverelerinden paçayı kurtaran tek kişi
 ......Locke’tur, 
Çünkü tanrıların ona çok özel bir ölüm hazırlandıklarını düşünüyoruz. Bıçaklar ve dağlama demirleri içeren bir ölüm ve de coşkuyla tezahürat eden elli bin seyirci.


Çetelerde eski bir deyiş vardır: Yalanlar çıkar gider ama gerçek hep evde kalır.

Bu hayatta yalnızca üç kişiyi kandıramazsın Locke; Rehineciler, Fahişeler ve Annen.

“O zaman senin için ölecek.”
“Ila justicca vei cala”
“Adalet kan kırmızısıdır.”

Daha paylaşmak isterdim lakin tam yerinde okumanız lazım o cümleleri bi de nomıssız yazar tam can alıcı noktalara koymuş :'( Hala yüreğim acıyor bu kitap bitti diye. Ancak öğleden sonra D&R gidip parama kıyıp ikinci kitabı alacağım. tatilde bu kitabı okumazsam yeminle içimde kalır. İlk kez gidip sıfırdan mağazadan alacağım ama buna değer. İnternetten sipariş için vaktim yok!

Seri 8 kitaplık olacakmış. Bunu duyunca  kadar sevindim kii *-* 10 kitap olsa yine okurum bu seriyi. Lütfen senpailerimi ve kohailerim bu kitabı okuyun ve okutun!!

Not: Kitap bana 8 yıl önce izlediğim Hırsız Kral filmini hatırlattı :') O filmde de başroldeki çocuğun zekasına hayran olmuştum. Çok da cooldu şerefsiz :') Ordan kalma bi hırsızlık hayranlığı var bende hgjdfhh İlerde kendi çetemimi kursam napsam hfgjhfhjgh

4 Haziran 2015 Perşembe

Okudum! The 100: 21. Gün

Selamlaaaar! Üç gün önce The 100 ikinci kitabı olan 21. Gün bitirdim. 2 aydır ilk kez kitap okudum resmen ya.. İlk başlarda gayet iyi gidiyordum ama şuan kitap okuyasım gelmiyor :( Allah affetsin.


The 100 21. Gün

Kass Morgan

Go Kitap 

312 sayfa




Dünya'da Yalnız Olduklarını Sanıyorlardı Yanılmışlardı

Yüz grubunun Dünya'ya ayak basmasının üzerinden 21 gün geçmiştir. İçlerinden birinin uğradığı ölümcül saldırının ardından Dünya'da yalnız olmadıklarını anlayan grup üyeleri yaşadıkları şoku atlatamadan birer birer hastalanmaya başlarlar. Belirtiler radyasyon zehirlenmesini işaret etmektedir. Aynı gün ele geçirecekleri Dünyalı kızın onlara söyleyeceği çok şey vardır. Onların, Dünya'ya ayak basan ilk Koloniciler olmadığı gibi…

Wells, grubun güvenliğini sağlamak için canla başla çalışırken Clarke diğer Kolonicileri bulmak için kamptan ayrılacak, Bellamy ise ne pahasına olursa olsun kız kardeşini bulacaktır. Gemide kalan GLASS ise hayatının aşkı ile kendi hayatı arasında bir seçim yapmak zorundadır. 



İlk yorumumu okumadıysanız sizi şöyle alalım. Okuduysanız ilk kitabı sevmediğimi bilirsiniz. Cidden ilk kitabı beğenmemiştim ben ya. Ama ikinci kitap daha iytiydi. Çünkü dizisinde bu kısımlar yoktu ve kendim hayal edebildim. Olay geçişleri yine bana biraz hızlı geldi ama rahatsız edecek düzeyde değil. Bu sefer sıkılmadan okudum yani. İlk kitap neydi öyle ya...

Fotoğraf kaynak: Bir Kitap Delisi

Kitapta yine favori karakterim Bellamy'di tabiki. Gerek kardeşi için yaptıkları gerek koloninin beslenmesi için yaptıkları ile çok mütüş bi karakter  :') Keşke benim abim de öyle olsa. Di mi abii!!!


Clarke ilk başta çok uyuzdu ama bu kitapta daha bi düzelmiş sanki. Akıllı uslu hareketler yaptı. Afferim benim kızımaaa. Amaa Bellamy'nin başı sein yüzünden derde girerse yaktım çıranı -_-





Ya ben Octavia istiyordum bu kitapta ama kitabın sonuna kadar ortalarda görünmedi :( Sad but true... Dizisinde de sevdiğm bi karakterdır Octavia. Kitapta nasıl biri merak ediyordum. Ama bazı olaylar yüzünden kitapta yoktu :c 

Fotoğraf kaynak:Bir Kitap Delisi





Yani ilk kitaba göre daha iyiydi. en azından okurken sıkılmadım. Ve okuma tutukluluğundan kurtuldum sanırım. Sanırım.... İyi günleeeeeeer!

27 Nisan 2015 Pazartesi

Kitap Yorumu: Eksik Parça- Michelle Hodkin

Selamlaaar! Dün gece Tek İsim Tek Kader bitince çok merak ettiğim Eksik Parça'ya başladım. Çok uykum geldiği için 100 sayfa okuyup bıraktım. Sonra bugün okulda ard arda 3 ders boş olunca kitabı bitirdim! O kadar harikaydı kiii!

Eksik Parça
Michelle Hodkins
424 Sayfa
Pegasus Yayınları

Bir gün uyandığında son birkaç gününü hatırlayamadığını düşün... Mucizevi bir şekilde kurtulduğun kazada tüm arkadaşlarını kaybettiğini, Ailenin yeni bir sayfa açmak için taşınmak zorunda kaldığını, Kendi geçmişinle ilgili senden daha fazlasını bilen bir çocukla tanıştığını, Tüm yaşadıklarından sonra yeniden âşık olabildiğini, Gerçek olması imkânsız halüsinasyonlar gördüğünü, Aklını kaçırdığından endişelenmeye başladığını düşün. Ne yapardın? Mara Dyer işte bu sorunun cevabını öğrenmek üzere… 

"Mara Dyer'ın unutulmaz bir rüyayı andıran, gizemli ve romantik hikâyesi sizi esir alacak." 
-Cassandra Clare, New York Times çoksatanı Mortal Instruments serisinin yazarı-

"Eksik Parça kara mizah, merak uyandıran gerilim ve samimiyet arasında nadir bulunan bir denge kurmayı başarmış. Bir an kahkaha atarken hemen arkasından korkup tüm ışıkları açarak battaniyenin altına girmek istedim. Michelle Hodkin, tüyler ürperten betimlemeleri ve iç ısıtan romantik sahneleriyle yetenek ve kalitesini gözler önüne sermiş. Daha önce böyle bir roman okumamıştım." 
-Veronica Roth, New York Times çoksatanı Divergent serisinin yazarı-

"Eksik Parça, zekice yazılmış, büyüleyici bir gerilim romanı. Gizemli erkekleri, tehlikeli kadınları ve çok karmaşık aşk hikâyelerini sevenler için mükemmel bir eser." 
-Kirsten Miller, New York Times çoksatan yazarı-

"Vay canına. Michelle Hodkin'in ilk kitabı sizi son sayfasına kadar merakta bırakacak." 
-Beth Revis, New York Times çoksatan yazarı-

"Şiirsel ve tatlı olduğu kadar ürkütücü ve karmaşık hikâyesiyle Eksik Parça'yı elimden bırakamadım. Bu kitabı okurken bütün ışıkları açın." 
-Rachel Hawkins, New York Times çoksatan yazarı-

Öncelikle bu kadar güzel bir kitaba bu kapak hiç yakışmış mı? Kapağa bakınca kötü konulu kitaplar geliyor aklıma. Soran oldu bugün okulda ne kitabı bu diye. Korku diyince inanmadılar. Mağdur kaldım :(  Ayrıca kitabın arka kapakla da bi ilgisi yok. Arka kapakta esrarengiz bi çocuk Mara'nın hayatını Mara'dan daha çok biliyormuş. Yoooo. Yok öyle bişey.


Biliyorum berbat bir giriş yaptım. Şimdi ilk paragrafı okuyanlar kitabı beğenmedim sanacaklar. Amaaaa kitabı çok beğendim. Bir günde bitirmemden anlayacağınız üzere :3. Aslında kitap çok klişelerle dolu. Ancak içinde paranormal unsurlar bulundurmasıyla tamamen alanının dışına çıkıyor. 

Kitap daha ilk bölümden sizi sarsıyor. Kapağı açtığınızda sizi bir uyarı karşılıyor;


İşte bu! Uyarı da şöyle diyor. "Benim Adım Mara Dyer Değil" 

Burayı okuduktan sonra diyorsunuz ki işte kitap başlıyor!! Kitabı okurken sonrak,i sayfada nolacak diyerek okudum ki benim gibi birine göre bu çok zor birşey. Kolay kolay bu kadar heyecanlanmam. Ama bu kitap beni benden aldı *.* 







Peki neden klişe dedim? Şehirdeki yeni kız, yakışıklı bela tip çocuk muhabbetlerini çok duymadık mı? Hah! İşte o bu kitapta bolca var. Ancaak şehirde ölüler gören yeni kızı hiç gördük mü? Imm. HAYIR! Ama bu temaya bayıldıım! O kadar muhteşemdi kii!


Ciddi olarak sevdğim kitapları yorumlayamıyorum :D Ama beğenmediğim bir kitap olunca çenem düşmüyor valla. Kitabın ikincisi ne zaman çıkacak bilmiyorum. Ancak bekleyebileceğimi sanmıyorum. İnternette bulabilirsem orjinal dilinde okuyacağım! 

KİTAPLI GÜNLER!



Kitap Yorumu: Tek İsim Tek Kader- John Green

Selamlaaar! Gelir gelmez kargomdan hemen bir kitap seçip okumaya başladım. ve o gece sabahlayarak kitabı bitirdim! Bakalım ne okumuşum.


Will Grayson
Ya çılgın dostunuz hayatınızla dalga geçen bir müzikal sahneliyorsa
Ve hoşlanmadığınızı sandığınız kız sizden hoşlanmaya başladıysa?
Öteki Will Grayson
Ya yapayalnız hissettiğiniz bu dünyada tek gerçeğiniz depresyonunuzsa
Ve hiç tanışmadığınız birine sırılsıklam âşık olduysanız?
İkisinin de ismi Will Grayson;
İkisi de Şikago'da yaşıyor
Ve ikisi de on yedi yaşında…
Ortak bir de dertleri var:
Aşka duydukları su katılmamış korku…
"Bu romanda hayat var." 
-Entertainmentweekly.com-
"Okurları hem kahkahaya boğacak, hem ağlatacak hem de herkese avaz avaz şarkı söyletecek." 
-Kirkus Reviews-
"Süperstar yazarlardan neşe dolu bir ortak çalışma." 
-The Daily Beast-
"Genç âşıklar, tutku, entrika, öfke, acı ve arkadaşlığa dair harika bir öykü." 
-Booklist-
Yazarımız herkesin bildiği üzere John Green. Aslında ne yalan söyleyeyim pek John Green sevmiyorum. Herkesin ağlayarak, ayıla bayıla okuduğu Aynı Yıldızın Altında'yı beğenmemiştim. Çok yapmacık ve duygusuz bulmuştum. Yani daha çok 12-14 yaş arasına hitap ediyor bence. Ayrıca daha bir çok muhteşem yazarımız varken bir anda John Green'i nasıl efsane yaptılar hala onu çözebilmiş değilim.

Neyse ben böyle böyle düşünürken yazarımızın yeni kitabı çıkmış. Hazır 15 lirayken yazarı tek kitapla yargılamamak amacıyla kitabı sipariş verip aldım. Instagram da falan okuyanların alıntıları da çok hoşuma gitmişti. Yani baya umutlu başladım kitaba. Ancaak 150. sayfalara gelince işin aslını anladım.

Kitapta iki Will Grayson'dan bahsedildiğini biliyoruz. Ama hangisi hangisi onu okurken anlamamıştım. Kitabı okurken yani aslında bize iki Will'in hayatını da anlatıyorlarmış. Biz olayları aynı Will yaşıyor sanıyorken meğersem her bölüm farklı bir Will'miş. Ben bunu o malum yere gelince anladım. Neresi olduğunu spoiler olmasın diye söylemiyorum. İşte ben kitabı okuyup bitirince Instagram'a attığım fotoğrafta yazım hatalarından şikayet etmiştim. Evet kitapta büyük harf kullanılmamış. Bölüm başları falan hem küçük harf. Meğersem Will'leri ayırt edebilmemiz içinmiş o ayrıntı. Kitabı okurken sebebi olduğunu anlamıştım ama bu olacağı hiç aklıma gelmezdi. Bi bookstagram arkadaşımız dedi bunu da, sağolsun.


Kitap hakkındaki görüşlerime gelirsek; bence yazar gayler hakkında kitap yazmak istemiş. Sonra ekşın olsun diye iki Will koymuş. Ama üzgün John :( Şimdi kitapta bi kere çok fazla gereksiz argo vardı. Yani yazar gençlere hitap edeceğim diye kitabı çöpe çevirmiş. Ayrıca bazı espiriler (!) beni çok rahatsız etti. Okurken yüzümü falan buruşturdum. Bu espiri detayını geçersek olay bence gerektiğinden fazla uzatılmış Ki 390 sayfalık kitapta olay 290'larda başlıyor. Son 100 sayfada da olay gerçekleşip bitiyor. Bitiyor ama nasıl bitiyor orası muamma. Çok havada kaldı bence. Havada bitmeseydi eğer sırf o son için bile kitaba 5 puan verebilirdim.

Çok fazla negatif yorum yaptım ama benim görüşüm bu. Kitabı beğenemedim. John Green ve kankisi benim için sınıfta kaldılar. Tek olumlu olarak şunu söyleyebilirim. Gaylerin hislerini BAZI yerlerde çok iyi yansıtmış. Gerçekten empati yaptım ve onlar için herşeyin zor olduğunu düşünüyorum.

Son olarak istediğim fakat doların uçması sebebiyle alamadığım orjinal dilde kitapları tabletime PDF formatında indirdim. GO yayınları çıkaracakmış ama yakında These Broken Stars'a başlayacağım!

Herkese iyi haftalaar!

21 Nisan 2015 Salı

Yorum: Kurtalara Söyle Eve Döndüm- Carol Rifka Brunt

Selamlaaar! Ah ah blogu hiç bu kadar boşladığımı hatırlamıyorum. Uzun süredir ne kitap yorumu yazdım, ne de serzenişte bulundum. Özlediniz beni artık sanırım :D Çoğu kişi blog yazmayı gereksiz ve üşendirici buluyor. Aksine ben çok seviyorum :3 Beni çok ciddi biriymişim gibi gösteriyor :D Ayrıca başladığım işe devam etmek istiyorum. Neyse çok uzatmadan bu ay ki kitabımıza geleceğim.

Kurtlara Söyle Eve Döndüm
Carol Rifka Brunt
512 Sayfa
Martı Yayınları
Aşk insanı büyütür;Önce hissettirdiği tarifsiz mutlulukSonra kaybetmenin verdiği derin acıyla…

Günün birinde kimselere bahsedemeyeceğiniz türde bir sevgiye kapılırsanız?
En derine gömmeniz gereken ve ne kadar uğraşsanız da bir türlü peşinizi bırakmayan
Yok olup gideceğine zamanla daha da büyüyerek varlığınızı kaplayan ve sonunda ta kendiniz olup size dönüşen bir sevgiye?
Her bitişin yeni başlangıçlara açılan bir kapı olduğunu hatırlatan Kurtlara Söyle Eve Döndüm, önyargıların yalnızca gerçek sevgiye boyun eğdiğinin de güzel bir kanıtı...

 Bir itirafla başlamak istiyorum. Kitaba başlamadan önce çok fazla önyargım vardı. Hatta o yüzden kitabı almaya imkanım olduğu halde 4-5 ay erteledim.

Sanırım yorumlamakta en çok zorlanacağım kitaplardan biri bu olacak. Bu tür zorlandığım kitapları genelde yorumlamıyorum. Ama nedense bunu yayınlamalıymışım gibi hissediyorum.

Kitabımız June'un dayısı Finn'e olan hisleri ile başlıyor. Finn ise AIDS hastası ve bu hastalığın nasıl bulaştığını hepimiz biliyoruz sanırım. Kitabın başlarında Finn, June ve Greta'nın yağlı boya kullanarak tablosunu yapıyor. Finn çok yetenekli bir ressam. Bunu da vefat edince öğreniyoruz. Finn'in vefatıyla herkesin hayatında ufak tefek değişiklikler oluyor. En çok ta June'nun tabi ki....

Kitap bize "aşk" anlatıyor. Ama bizim bildiğimiz yapay aşkları değil. Ayrıca karakterleri hele Toby ve June'u o kadar arkadaşım gibi hissettim ki! Hepsi bambaşka bi özellikte. Tek takıldığım nokta June'nun ablası Greta. bi noktada sinir olurken, bir bölüm de onu sevebiliyorsunuz. Sanırım sevdiğini kısakndığı için. O yüzden onu pek yadırgamadım.
,

Bu arada kitap tam bir Orta Çağ nimeti. June orta çağ ile kafayı bozmuş bir kızımız. Sık sık ormana gidip orada hayallere kapılıyor.  Bu yönden June ile kendimi çok fazla özleştirdim. Ayrı bi artı puan verdim ona. 

Ek olarak kitapta benim de çok sevdiğim Requıem'in sık sık geçmesi. Bu tür Latince ilahilere cidden bayılırım! Dinlemek isterseniz buyrunuz. 



Kısacası kitabı çok beğendim. Tamamane önyargısız okunması gereken bir kitap. Ayrıca sonu çok duygusal olmamasına rağmen ağladım. Bu da ağladığım sayılı kitaplar arasına girmiş bulunmakta! Elinizde varsa bir an önce okuyun derim!! 


KİTAPLI GÜNLER!







4 Nisan 2015 Cumartesi

Kitap Yorumu: Rainbow Rowell: Eleanor&Park ve Playlist!

Selamlar! Gecikmiş bir kitap yorumuyla yine karşınızdayım. Bunun üzerine daha kaç kitap okudum ama ancak girebiliyorum yorumunu. Amaa çok hevesliyim valla yorumu girmeye ^^

Rainbow Rowell
336 Sayfa
Orion Yayınları

Two misfits.
One extraordinary love.

Eleanor
... Red hair, wrong clothes. Standing behind him until he turns his head. Lying beside him until he wakes up. Making everyone else seem drabber and flatter and never good enough...Eleanor.

Park... He knows she'll love a song before he plays it for her. He laughs at her jokes before she ever gets to the punch line. There's a place on his chest, just below his throat, that makes her want to keep promises...Park.

Set over the course of one school year, this is the story of two star-crossed sixteen-year-olds—smart enough to know that first love almost never lasts, but brave and desperate enough to try.
Öncelikle maalesef kitabın Türkçe çevirisi yok. Yani ben de orjinal dilinde okudum. Ama dili çok sade ve basit. Yani hemen gözünüz korkmasın. Ayrıca Pegasus Yayınları bu yıl çıkaracakmış. Hadi yine iyisiniz :D

Bir itirafla başlayayım. Sonunda ağladım. Evet ben ki Aynı Yıldızın Altında'n zerre etkilenmemiş ben E&P nin sonunda ağladım!! Zaten okurken düzgün bir piskolojide değildim üstüne gece saatin 2 oluşu ve arka fonda Cem Adrian çalması da cabasıydı.



Peeki nasıl bişey bu Eleanor&Park? Ben niye bu kadar ağladım?

Kitap aşk romanı. Ama şu oğlanla kızın sürekli yiyiştiği, yakışıklı oğlan-güzel kız kitaplarından değil. Romantik kitaplardan nefret ederim ve çok ilgimi çekmediği sürece okumam. Ama Eleanor&Park için gün saydım resmen. E&P okuduğum en masum ve saf aşk romanıydı. O kadar içten ve sevimli bir kitaptı ki... Kitap bitince bir yakınımı kaybetmiş hissi oluştu bende. Boşluğa düştüm anlayacağınız. uzun bir süre yeni kitaba başlayamadım. elim sürekli E&P ye gitti. Açtım sevdiğim bölümleri tekrar tekrar okudum.

Kitabımızın iki ana karakteri var. Adından da anlayacağınız üzere Eleanor ve Park :D Eleanor 16 yaşında, toplu, kızıl saçlı ve ailesi sebebiyle mutsuz bir hanım kızımızdır. Park ise yine 16 yaşında, anne tarafından Koreli, siyah giyinmeyi ve müzik dinlemeyi seven, çizgi roman okumaya bayılan bir oğlan.

Eleanor üvey babasının onu evden kovmasının üzerine 1 yıl sonra tekrar evine dönüyor. Aile hayatı pek parlak değil. 4 kardeşi ve kendisiyle ev hayli kalabalık. Maddi durumları da yeterli olmayınca Eleanor zindan hayatı yaşıyor anlayacağınız. Üvey babası da ona kötü davranınca iyice çekilmez oluyor herşey. Kasabaya yeni gelince yeni okula da başlıyor haliyle. İlk gün okul servisinde kimse Eleanor'a yer vermiyor. Park dışında....


Park ise Eleanor'un tam aksine mükemmel bi aile hayatına sahip! Annesi, babası ve küçk erkek kardeşiyle hepimiz gibi normal bir hayat sürüyor. tek sorunu okulda dışlanması. Kore asıllı olduğu için bi takım ırkçı suçlamalarla karşı karşıya kalıyor. Bu yüzden Park'ın tek dileği herkesin içinde görünmez olmak. Bu sıradan hayatı okul servisinde yanına bir kızın oturmasıyla değişiyor.

Aşkları o kadar masum ki. İlk hoşlanmaları, ilk el ele tutuşmaları hatta ilk bakışlarına tanıklık ediyoruz. Ama bunlar o kadar yavaş ve tatlı gerçekleşiyor kii! Kitaptaki karakterler sizden bizden birisi ve bu benim çok hoşuma gitti. O şişirilmiş aşklar yok. Zaten kitabın sonunda yazardan karakterler hakkında bi not var.

Kitabın sonunda ilk başta Eleaonor'un fikrini çok saçma buldum hatta bazen Eleanor'u o kadar kezban buldum ki Park a çok üzüldüm sbfjsd Ama şimdi dönüp bakınca aslında kitabı sırf bu yüzden çok beğendiğimi düşünüyorum. Ve Eleanor o kararı vermekte zorunluydu. Kim onun yerinde olsa  kararı verirdi.


Bu kitap şuan "best" lerime girmiş bulunuyor. Ve gerçekten birinin beni Park gibi sevmesini çok isterdim. Son olarak kitaptan o kadar harika müzikler öğrendim kii! Bunu sizin de öğrenmeniz gerek :3 Yazarın kendi blogunda buldum. Buraya tıklayarak da ulaşabilirsiniz.


Spotify olarak paylaşmış yazarımız. Spotify kullanmıyorsanız iTunes listesinden şarkılara göz atabilirsiniz!


KİTAPLI GÜNLEER!



Becca Fitzpatrick: Siyah Buz

Selamlar! Bugün uzun süredir okumak istediğim kitap olan Siyah Buz'u bitirdim.(NOT: bU TAM 1 AY ÖNCESİNİN YAYIYINIYDI JFSDBGHFB BİRAZ YAZIP TASLAKLARA KAYDETMİŞTİM. ŞİMDİ DEVAM EDİYORUM :D) Harikaydı!! Kitaba başlarken herkes şöyle demişti
-Tam bir hayal kırıklığı.
-Beklentini düşük tut.
-Becca bu sefer olmamış tatlım. Amaaaa gel gör ki ben dehşet beğendim!


Hatırlarsanız kitap ilk çıktığı hafta şöyle bir tanıtım yazısı yazmıştım. Sonunda okuma fırsatım oldu. Öncelikle Becca'nın diğer kitaplarını hafızadan silin. Sildiniz mi? Hah! Tamam. Sil baştan yepyeni daha önce hiç okumadığımız bir Becca tarzıyla karşı karşıyayız bu kitapta.


Aşık olmak hiç bu kadar tehlikeli olmamıştı...

Beni ona bakarken yakalayınca hemen gözlerimi kaçırdım
Bakarken yakaladığına inanamıyordum.
Ona karşı hissedebileceğim çekim fikrinden nefret ettim.
Beni rehin almıştı.
beni isteğim dışında alıkoymuştu.
Son iyilikleri bunu değiştiremezdi.
Kendime onun gerçekte kim olduğunu hatırlatmak zorundaydım.
Ama gerçekte kimdi?

'' Black Ice , Wyoming dağları arasında geçen psikolojik bir macera. On yedi yaşındaki Britt Pfeiffer Teton Dağına yolculuk yapmak için hazırlanmışken , devamlı düşüncelerinde dolaşan eski sevgilisininde kendisine bu yolculukta katılmasını beklemiyordur. Tam Britt , Clavin’e duygularını anlatacakken beklenmedik bir kar fırtınası yüzünden sığınacak bir yer aramak zorunda kalırlar. İki kişinin kaldığı bir kabin bulup oraya sığınan Britt’i hoş olmayan bir sürpriz beklemektedir , bu iki adam da onu tutsak almıştır. Britt hayatına karşılık bu adamları dağdan çıkarmaya çalışır. Fırtınaya karşı yol alırlarken Britt tek yapması gereken şeyin Calvin onu bulana kadar hayata kalmak olduğunun farkındadır. Ardı ardına bulduğu ipuçları onu çözülmemiş cinayetlere yönlendirirken Britt katilin yeni hedefinin kendisi olduğunu keşfeder. ”

Öncelikle kitaba sıfır beklentiyle başladım. Çünkü ciddi manada baya fazla olumsuz yorum duydum. Ama daha ilk sayfalardan beni içine çekti kitap. Karakterlerin hepsine ısındım. Ve eğer blogumu uzun süredir takip diyorsanız bir kitapta duyguların nasıl yansıtıldığına çok önem verdiğimi bilirsiniz. Bu kitapta herşey o kadar iyi yansıtılmıştı ki! O kış ayazını, soğunu ben hissettim. Orada Jude ve Britt üşüdükçe ben evimde soğuktan titredim. Yani bu konuda da tam puan aldı benden! 

İlk okumaya başladığımda daha ilk sayfa olmasına rağmen sıkılıp bırakmıştım. 2-3 kitap sonra elim tekrar Siyah Buz'a gitti. Bu sefer kitaba başlayınca şok oldum. Kendi kendime 'Ben bu kitabı elimden bırakacak kadar ne yaşamışım' diye sordum. 1-2 bölüm sonra aksiyon biraz azaldı ve Korbie yani Britt'in yakın arkadaşı çok sinirimi bozdu ve bana dehşet şekilde tanıdığım birini anımsattı... Orada bi duraklama dönemi yaşadım :D Sonra ne olduysa olmaya başladı! Olaylar o kadar ustaca gerçekleşti ki bi solukta okudum. Hele o sonuu! Ah o son Beni nasıl ters köşe yaptı. Şey aslında ben kitabın başında dalgasına "ahahhaha katil ... çıksa ne gülerim ya" gibi bi yorum yapmıştım ve...... Siz anladınız ;)  O yüzden kitabın sonu der susarım.


Herkes gibi Hush Hush serisiyle karşılaştırmasam olmaz. Ben Hush Hush serisini 13-14 yaşlarında okumuştum ve çok beğenmiştim. Okuduğum ilk melek temalı kitaptı ve ciddi manada Patch diye ölür oldum. Sonralardan melekli kitap okudum ama olmadı eskisi gibi :( Her neyse konumuz o değil. Hush Hush serisi daha çok "genç" kitleye hitap ederken bu biraz daha "herkese" hitap ediyordu. Yani annem Hush Hush okusa sıkılır basit bulur ama bunu beğenir djhgdf. Zaten artık kötü çocuk-saf kız, fantastik oğlan-saf kız kitapları beni sıkmaya başladı. Sanırım büyüdüm :') 

Kitabımızın Youtube da film gibi bir videosu var buradan izleyebilirsiniz.
Kitabın ön okumasını da buradan okuyabilirsiniz






20 Mart 2015 Cuma

Amy Harmon: Tersyüz

Selamlar! Nasılsınız? Ben o kadar meşgulüm ki ayın başında okuduğum kitap yorumunu şuan giriyorum. Sınavlarda başlayacak yakında. Ben de bugün tüm blog görevlerimi tamamlamayı düşünüyorum. 

Tersyüz'ü Ankara Kitap Fuarı'ndan almıştım. 10 lira gibi bir fiyata sanırım. Aldığım zaman kapağı yüzünden annemden baya azar yemiştim. Gerçekten kapağı ben de beğenmedim. Bu kadar harika bir kitaba neden bu tür saçma kapaklar koyarlar anlamıyorum.. Gerçi Yabancı Yayınları orjinal kapaklara basmış. Ancak ciddi manada kapağı başarılı bulmadım.

Tersyüz
Amy Harmon
376 Sayfa
Yabancı Yayınları

(Arka Kapaktan)
Tersyüz bize modern yaşamın unutturduğu duyguları hatırlatıyor. Güzellik sadece yüzeysel olabilir ama bu hikâye ta içinize işleyecek ve uzun süre aklınızdan çıkmayacak." -A Love Affair With Books - 
"Zaman zaman sizi neye uğradığınızı şaşırtan bir kitap okursunuz. Bu kitap benim için tam olarak böyleydi. Bugüne kadar okuduğum en güçlü hikâyeydi ve bana inanın, çok çok fazla kitap okuyorum. " - Holly Kelly, Rising kitabının yazarı.- 
"Hiçbir Çirkin, Ambrose kadar yakışıklı, hiçbir Güzel de Fern kadar naif olmamıştı! Tersyüz sizi toplum yargılarının ötesine götürerek, yaralı ve genç kalplerin bir attığı bu duygusal hikâyeyle içine çekecek." -Romancekolik-
"Tersyüz, sevginin, arkadaşlığın, kaybetmenin ve hayata dair ikinci bir şansın, duygusal, yürek burkan ama aynı zamanda içinizi ısıtacak, kolay kolay unutamayacağınız öyküsü." -Tuğçe'nin Kitaplığı- 
Ambrose Young okulun en çekici çocuğu ve kasabanın yıldız güreşçisiydi. Uzun boylu ve yapılı bir vücudu, omuzlarına değen saçları ve yakıcı gözleriyle aşk romanlarının kapaklarını süsleyebilecek kadar yakışıklıydı. Fern Taylor bunun farkındaydı ve Ambrose Young'a âşıktı. Belki de bu kadar yakışıklı olduğu için Fern asla onunla birlikte olabileceğini düşünmemişti. Ta ki her şey tersyüz olana ve Ambrose'un eski yakışıklılığından eser kalmayana kadar… Tersyüz, beş genç adamın küçük bir kasabadan kalkıp savaşa gidişinin ve içlerinden sadece birinin geri dönüşünün hikâyesi... Hayatı, benliği, güzelliği kaybetmenin hikayesi... Bir kızın, yıkılmış bir çocuğa ve yaralı bir savaşçının, sıradan bir kıza olan aşkının hikâyesi... Kalp kırıklığının üstesinden gelen bir arkadaşlığın ve bilinen kalıpların dışına çıkan bir kahramanın hikayesi... Tersyüz, hepimizin içinde biraz iyiliğin biraz da kötülüğün olduğunu keşfettiğimiz modern çağın Güzel ve Çirkin'i...


 Konusunu ilk okuduğumda "klasik aşk romanı" olarak düşünmüştüm. Şimdi düşünüyorum Allah belamı vermiş o zamanlar dhgjdf . Sonra her yerde Tersyüz'ü gördüm. Tanıdığım çoğu bookstagram, blogger, youtuber yorumlayınca "Tamam Atlantisli! Okuyorsun bu kitabı" dedim. Şansıma o hafta da kitap fuarı vardı. Oradan aldım. Aldığım hafta okudum ve bitirdim.

Ya kitap klasik olarak başlıyor ve alışılmışın dışında devam ediyor. Yani okurken daha ne kadar güzel gidebilir diyorsun ve bir sonraki sayfada daha da çok güzelleşiyor. Kitap o kadar ustaca yazılmış ki aynı anda hem savaş, dostluk. fedakarlık hem de sevgi işleniyor. Hani her kitabın belirli bir kategorisi vardır ya romantik, fantastik, macera diye. Hah! Bu kitapta yok. Hangi kategoriye koyacağımı bilemedim. Çünkü her kategoriden var.


Kitapla ilgili en çok hoşuma giden şey Shakespeare şiirleriyle iletişim kurmaları oldu. O kadar tatlı anlar yaşattı ki bana :3 Bir diğer sevdiğim detay ise Bailey.. Ah o Bailey! Spoiler vermemek için kendimi zor tutuyorum ama kitapta en sevdiğim karakter ne Ambrose ne de Fern. Bailey. Bailey biricik aşkım oldu kitabı okurken. Esprileri, olgun lafları beni kendine hayran bıraktı. hayata tutunuşu beni o kadar etkiledi ki. Kendi kendime "Ben bu sağlıklı halimle bu kadar olumlu olamıyorum" diye düşündüm. 



Kitaptan Minik Alıntılar

Yarattığın her şey için minnettarız Tanrım. Bu örümceği seyretmekten keyif aldık. Çok güzeldi ve Ambrose onu ezene kadar birkaç dakika bizi mutlu etti. Çirkin şeyleri bile güzelleştirdiğin için teşekkür ederiz. Amin. 

Sensiz yalnız kalmaktansa seninle kaybolmayı tercih ederim, bu yüzden önceden haber vererek kaybolmayı seçiyorum 

Çirkin kızlar kişilikleri ve beyinlerini geliştirmek zorundalar, çünkü görünüşleri yeterli olmaz. 

 "Bence bazen güzel bir yüz de yanıltıcı reklamdır ve çoğumuz kapağın altına bakmaya zahmet etmeyiz."

6 Mart 2015 Cuma

Kass Morgan: The 100

Merhabalar! 2015 yılının 11. kitabını da bitirdim. Pek beğenemedim ama. Okuduğum kitap şu çok "övülen" The 100. Dizisini de izlediğim The 100 kitap itibariyle beni hayal kırıklığına uğrattı. Çoğu blogta o kadar çok övülmüştü ki okumak istemememe rağmen alıp okumaktan kedimi alıkoyamadım.

The 100
Kass Morgan
300 Sayfa
Go Yayınları

Onlar Yalancı, Onlar Hırsız, Onlar Asi, Onlar Kahraman Onlar İnsanlığın Kaderini Belirleyecek 100 Genç...


Yaşanan nükleer felaket dünyanın sonunu getirmiş, bu büyük felaketten sağ kurtulan insanlar 300 yıl boyunca Dünya'nın yörüngesindeki bir uzay gemisinde varlıklarını sürdürmüştür. Tükenmeye yüz tutan kaynaklarla koloniyi ayakta tutmaya çalışan yöneticiler, nüfusu kontrol altında tutmak için en sert tedbirleri almakta, hafif suçlar için bile idam cezası uygulanmaktadır. Öyle ki çocuk suçlular on sekiz yaşına geldiklerinde idam edilmektedir. Ama ölümlerini bekleyen bu gençlerin artık çok önemli bir görevi vardır. Gözden çıkarılmış genç suçlulardan oluşan 100 kişilik bir ekip, geçen zaman içinde yerleşime hazır hale gelip gelmediğini test etmek için Dünya'ya gönderilecektir. Koloninin geleceği, onların elindedir. 



100 ekibi farklılıklarını, geçmiş hesaplaşmalarını bir kenara bırakıp birleşmeli ve bilinmezlerle dolu Dünya'da hayatta kalmaya çalışmalıdır. Ama ihanetler, sırlar, henüz bitmemiş ve yeni başlayan aşklar gün yüzüne çıktıkça bir arada kalmaları gittikçe zorlaşacaktır.


Arka kapakta da okuduğunuz üzere onlar uzaydan Dünya'ya gelen 100 genç. Ülkelerinde yani Ark'ta suç işleyenler olarak hükümet onlara ceza veriyor. Ceza da Dünya'ya gelmeleri. Bilemiyorum bu bana çok saçma geldi. Dizisini de izlerken böyle demiştim. Nükleer felaket yaşanmış. 300 yıl boyunca uzayda yaşamış bunlar. Burası da çok saçma geldi. Sebze, meyve nasıl üretmişler? Kumaşlar için iplik? En önemlisi et? Yiyecek kısmını pek mantıklı bulmadım yani. 



Dizisini bu saçmalıklara rağmen severek izliyorum. Çünkü aksiyon, komedi hiç kesilmiyor. Özellikle ikinci sezon tempoyu düşürmeden devam ediyor. Harika efektler kullanılıyor. Uzay görüntüleri falan baya kaliteli. Ne var ki dizinin kitapla pek bir alakası yok. Ya da kitabın diziyle bi alakası yok. Kitabın zaten diziden sonra çıkmasını hala anlayabilmiş değilim. Zaten dizide olan karakterler kitapta yoktu :D Yani Clarke, Bellamy, Wells ve Octavia dışında hiçbir karakter dizide yok.

Kitap ilk başta çok karmaşık geldi. Eğer diziyi izlemeseydim kesinlikle anlayamazdım. Sonralardan açıldı. Ama kitap hep durağan ilerledi. Yani aksiyonun doruklarda olduğu pek sahne yoktu. Hep monoton ve aynı hızda devam etti. Okurken "Ay sonraki bölümde neler olacak acaba" diye hiç düşünmedim. Ve betimlemeleri yani tasvirleri çok yetersiz buldum. Sonuçta 300 yıl sonra Dünya'ya ilk kez geliniyor ve insan bi tepki duymayı bekliyor açıkçası. Karakterleri de pek tanımlayamamış Kass Morgan. 


21 Martta sanırım ikinci kitap olan "21 Gün" çıkacakmış. Yine Go Yayınlarından. İlk kitabı ne kadar beğenmesem de güzel yerde bitirdiklerini itiraf etmeliyim. Ancak ikinci kitabı almayı düşünmüyorum. Yani şimdilik. Çünkü ilk kitapta hayal kırıklığına uğradım baya. Belki ikinci kitabı daha güzel olur. Dizide olan karakterler gelir falan. Ama dediğim gibi ortanın biraz altıydı kitap. 

KİTAPLI GÜNLER!




Tasarım: Şevval & Moka