26 Temmuz 2025 Cumartesi

her seçim bir vazgeçiş değildir

Geçtiğimiz hafta, tez konumu netleştirmek için danışman hocamla buluşacaktım. Öncesinde, bana taramam için attığı makalelere bakıyordum ama bir anda bu konuya hiç ilgim yokmuş gibi hissettim. Sanki ben başından beri bambaşka bir şey çalışmak istiyordum da birden kendimi bu hocada ve bu labda bulmuştum... Acaba doğru yolda mıyım diye düşünürken birden bir şey fark ettim, TEZ KONUMA KAÇINGAN BAĞLANIYORDUM.

Önce kısa bir bahsedeyim. Açıkçası bu hocaya yazarken çok istekli şekilde i̇lla bu hoca ve konu olsun diye düşünmemiştim, hadi bi sorayım dedim sonra hoca çok tatlı ve ilgili çıktı, üstüne bir de kullanacağım metotlar da içime sindi; böyle olunca bu konuyu kabul ettim.

Ama şimdi işler ciddileşince durup dururken AMAN ALLAHIM YA ŞURAYA BAŞVURMAK İSTERSEM VE KONUMU ÇOK SOYUT BULURLARSA ÖYLE Bİ ŞEY SEÇMELİYİM Kİ HER LABA GİREBİLEYİM diye harıl harıl makale taramaya başladım. Araştırdıkça konunun bana göre olmadığından emin oluyor ve çOK YANLIŞ bir karar verdiğimi düşünüyordum. 

Psikoloji odaklı olursam neuroscience kısmı, neuroscience odaklı olursam bilişsel kısımlar, EEG kullanırsam MRI'ya bağlayamadım, kalp ritimlerine bakacaktım e bunları şizofreniye nasıl bağlayacağım diyelim ki bağladım tedavi olarak nasıl bi çıktı bekliyorum... Ne seçersem seçeyim, hep bir şeyler dışarıda kalıyordu. Charles Baudelare'in "Nerede değilsem orada iyi olacakmışım gelir" demesi gibi ben de hangi kararı versem, aklım vermediğim kararın daha iyi olacağına inandırıyordu beni. 

Birden kendimi bi şeye bağlamaktan korktuğumu fark ettim. Çok çeşitli bir şey seçip, her an alan değiştirmeye müsait olmak istiyordum. Her an gidebilmeliydim. 

Yoksa, kalmaktan mı korkuyordum?

Kalmak.. Eğer bir şey seçersem, hep onu mu yapmak zorunda kalacaktım? Boynuma bir zincir vurulacak ve artık sen bu yoldan ilerleyeceksin mi diyeceklerdi bana? Tabii ki hayır. Sanırım her seçim bir vazgeçiştir sözünü biraz ciddiye almıştım. Bir şeyi seçersem diğer opsiyonlardan vazgeçmek zorundaymışım gibiydi ama şu an düşündükçe öyle olmadığını hissediyorum. 

Her seçim bir vazgeçiş değildir, her seçim bir kabulleniştir. Yeni olasılıkları kabul etmektir, yeni imkanları kabul etmektir, yeni ihtimalleri kabul etmektir. Her seçimin yeni bir kapıyı açar diye düşünmek istiyorum. 


Bu oyunu hatırlıyor musunuz? İlk 3 bölümü geçince karşınıza birden fazla seçenek çıkıyor ve hangi bölümden ilerleyeceğinizi seçmeniz gerekiyordu. Küçükken abimle oynarken, bu rota seçme kısmında çok gerilirdim, sanki seçenekler arasında en zor olanı seçecekmişim gibi gelirdi. Halbuki rotaların içinde de farklı rotalar vardı ve başka bölümlere de tıklayıp geçebiliyorduk. Şu an ben de hayata bu oyunun haritası gibi bakmak istiyorum. Rotalar içinde farklı rotalar açılacak ve benim başka seçeneklerim olacak. En kötü, başa dönerim ve ilk başta seçmediğim öbür rotadan devam ederim. Başlandığım noktaya dönmeye fikri çok korkunç gelse de, oyun içi deneyimim benimle olacak; belki şimdi bu oyunu daha iyi oynarım.

Düşünüyorum da sanırım hayat seçimlerimizden ziyade o seçimleri nasıl yönettiğimizle ilgili. Bir gün rehberimdeki yaşlı bir komşu teyzenin whatsapp durumunu görmüştüm "İnsan plan yapar, kader gülermiş" diye; şu an bu sözü çok iyi anlıyorum. Vakti zamanında neler planladım, istemediğim şeyler oldu sonrasında iyi ki oldu dedim, lütfen olsun dediğim şeyler zamanı geldi keşke olmasaydı dedim. Hayatımda ben bir şey seçemedim ki; nasip/kader/evren artık ne diyorsanız beni olmam gereken yere götürdü.

Şimdi de şunu seçersem şunu yaparım, bunu seçersem bunu yaparım diye 5 yılı planlamadan; elimdeki imkanlarla en iyi ne yapabiliyorsam onu yapmayı; sonrasında da elimdeki mevcut şeyle en iyi nereye gidebileceksem oraya gitmek istiyorum. Bazen hayatı sanki DÜMDÜZ ilerleyen bir şey gibi algılamayı bırakmam gerekiyor. Bir şeyi seçtim diye ona bağlı kalmak zorunda değilim, bu süreçte kendimi geliştirmeyi ve başka alanlara transfer edilebilecek beceriler edinmek istiyorum. Niye elma ağacı diktim diye, çilek yemekten vazgeçeyim ki. Aksine, elmam zaten olacak, gidip biraz da çilek alayım :D

Yapabilirim!!! Ama önce.. bir tez konusu seçmem gerekiyor.. 

13 Temmuz 2025 Pazar

mayıs'ta başlanmış bir yazı ve şikayet etmek hakkında

6 MAYIS: Nisan ayı neden 3 gün sürdü şahsen anlayamadım. Gözlerimi kapatmışım, açtığımda da 1 Mayıs'ta buldum kendimi. Açılan tek şey benim gözlerim de değildi, her yer çok güzel bahar çiçekleriyle dolmuş.

Nisan ayı sanırım kötü hissetmeden tembellik yaptığım tek aydı. İşlerim şu an yavaş gidiyor, çalıştığım labda doktora öğrencisi olarak kalmayacağım kesinleştiği için supervisorum benden umudu kesti gibi hissediyorum. "Sen de geldin başımıza kaldın, madem doktora yapmayacaktın niye laba girdin" der gibi bir hali var, düşünüyorum hata mı ettim diye ama tüm gün bilgisayar başında kod ve yapay zekayla uğraşacak bi gelecek göremiyorum kendimde. 

Bu kadar seçici olmakla iyi mi ediyorum kötü mü bilmiyorum, kafamın arkasında en kötü karar kararsızlıktan daha iyidir diyen bir ses var ama aynı şekilde içimde bekle diyen bir ses daha var. Bi insan hiç mi ne istediğini bilmez ya. Lise zamanı TM'den dil alanına geçtim sonra bıraktım yine TM'ye geçtim sonra dilden hazırlanmak için mezuna bıraktım, mezun senemde uluslararası ilişkiler istiyorum diye TM'ye geçtim. Ünide psikoloji okudum, hala Uİ içimde ukte diye siyasetten yan dal yaptım. Mezun oldum yüksek lisans alanı seçemedim hem neuroscience olsun hem cognitive olsun dedim ve cognitive neuroscience'a başladım ama şu an language modellerle çalışıyorum ve bir yandan da adli psikoloji ile ilgileniyorum??? tezimi de spor psikolojisinden yazmayı planlıyorum......... 

Hangi alanı sevdiğimi anlamak için bir sürü şey deneyimlemeye çalışıyorum. Lütfen biri benim yerime karar versin ki sonrasında sorumluluğu SENİN SUÇUNDU diyerek onların üstüne atabileyim.

Ek olarak, yine insanlara sinir olduğum bir zaman dilimine girmiş bulunmaktayım. Çevremdeki herkesin o ülkeden bu ülkeye gezdiği, iş-hayat dengesini kurabildiklerini görmek beni yavaştan tilt etmeye başladı. Bana sen niye gelmiyorsun diyorlar, ay sonuna 10 eurom kalıyor nasıl geleyim??? bu konuşmayı 1000 kere yaptık işte, onların param yok demesi ve benim param yok demem kesinlikle aynı şey değil. Bunu katiyen anlayamadılar. 

13 TEMMUZ:

Yeni bir yazı yazacaktım ama taslaklarda bunu bulunca üstüne ekleme yapmak istedim. İnsanlara kızmak çok yersiz, niye sürekli bunu yapıyorum bilmiyorum... Sanırım hayatımda kontrol edemeyeceğim tek şey onlar olduğu için "sonunda kızabileceğim bir şey" diye düşünüyorum, çünkü kendi kontrol edebileceğim şeylere kızacak kadar.. şey değilim.. şey işte.. 

sahi ya ne değilim?? Türkçe kelime dağarcığımın limitlerine mi takıldım yoksa henüz bilincime ulaşmayan bir yeri mi kurcalıyorum bilmiyorum.

Şikayet etmeyi hiç sevmiyorum bende inanılmaz bi öz denetimsizlik hissi yaratıyor. Bir şey hakkında şikayet edecek olsam kendimi durduruyorum ve "ŞİKAYET EDECEKSEN GİT AKSİYON AL VE BU DURUMU DEĞİŞTİR, DEĞİŞTİREMEYECEĞİN Bİ ŞEYSE ŞİKAYET ETMEYİ BIRAK >:(((((" diye kendimi darlıyorum. İnsanların neden şikayet ettiğini de anlayabiliyorum, rahatlama ve bir şekilde destek arama yöntemi aslında. Benim gibi aşırı bağımsız birinin bu hakkı kendinde görmemesi çok normal :'D

Bu arada şikayet etmeye hiç bağlam vermediğimi fark ettim. En yakın arkadaşım (ingilizce öğretmeni) gün içinde rastgele bi şeylere sinir olup bana şikayet mesajları atıyor ve bunu çok sevimli buluyorum haha bi bakıyorum telefonumda 10 mesaj; birisi öğretmenler odasında sucuk yemiş ve arkadaşım 10 mesaj bundan yakınıyor :D Bunu o an yapması çok mantıklı, bir şekilde sinirini dile getirip rahatlıyor bunu onlara yapamayacağı için de bana yapıyor, gayet anlaşılır. Beni sinir eden şeyler, sürekli aynı şey hakkında şikayet edilmesi..

Yani dostum işini sevmiyorsan bırak gerçekten sürekli söylendiğine değmez demek istiyorum ama herkesin şartlarını bu kadar kolay değiştiremeyeceğini de biliyorum o yüzden sızlana sızlana yapmalarını da anlıyorum... Ben de sevmiyorum şu an yaptığım şeyi ama biliyorum bir kere şikayet edersem bu sefer kendime E BUNUN SORUMLUSU KİMMM???? diye yükleneceğim ve zaten yerlerde olan kendi-imajım daha da yerlere düşecek. Yoksa aynalama mı yapıyorum aslında ben de şikayet etmek istiyorum ve edemiyorum diye mi sinir oluyorum haha yok daha neler artık.. 

3 Nisan 2025 Perşembe

Dökülüyor gençliğimin yaprakları

bu aralar japonca pratik yapmak, ve dürüst olmak gerekirse sıkıldığım, için discord gruplarında takılıyorum, eskilerden kalma bir alışkanlık. 20'lerin ortasında discord gruplarında gezmek.. fosil gibi
hissettiriyor insanlar benim dc kullanmaya başladığım yaştalar AAHH AHH ben de sizler gibi üni tatilinde burada takılırdım diye nene gibi hissediyorum kendimi.

yaşlandıkça gençliğimizden kalma hobileri yapmak utanç mı vermeye başlayacak sık sık bunu düşünmeye başladım... bu utanç kısmı da ergenlerin tepkilerinden geliyor, maalesef yirmili yaşları çok gözlerinde büyüttükleri için sanki 25 yaşındaki biri otomatik 9-5 işine girip, çoluk çocuğa karışması gerekiyor gibi düşünüyorlar. haklılık payı da yok değil, açıkçası random bir haftasonu akşamı discord'ta takılmak yerine ben de sanırım partnerimle, ailemle, eşimle dostumla takılmak isterdim. 

bilhassa yalnız hissetmediğimin altını vurgulamak isterim. Beni üzen, çevremdeki herkesin ilişkisini öncelendirdiği ve arkadaşlığın artık bi tık geri planda kaldığı o yaş aralıklarına girmiş olmamız. artık ilk telefonlar bana değil, erkek arkadaş/nişanlılara yapılıyor, tatil planları onlarla, bi şey yapılacaksa onlar da göz önüne alınıyor :''''''''''''')) arkadaşlarım için öyle geçmişten bi eleman olmuş gibiyim. bu konuda liseden en yakın arkadaşıma çok kırgınım ne yazık ki. özellikle ben almanya'ya geldiğimde beni o kadar yalnız bıraktı ki, bunu konuşmuş olmamıza rağmen de bir şey değişmedi üstüne doğum günümü de unuttu... en son konuşmamızda bana gülerek mutlu olup olmadığımı sordu, ben de "her sabah hezeyanlar içinde uyanıyorum yine mi uyandık diyerek" diye yarı güler şekilde yanıtladım. o da güldü geçti. sonra konu yemek yapmaktan açıldı, arkadaşım hiç yemek yapmaz hep makarna yer, artık düzgün bi şeyler pişir falan diye takılırken bana "sen sağlıklı besleniyorsun, ama makarnayla beslenip de mutlu olan da benim atlantislicim" gibi bi cümle kurdu. o an şaka olarak dedi bunu ama o kadar üzdü ki bu cümle... 

benim de iyi giden bir ilişkim, düzenli işim, ev ve arabam olsaydı mutlu olur muydum?

yalnızlığa alıştıkça hayatıma daha da birini alamamaktan korkuyorum. 2 yıldır tek yaşıyorum, doğru düzgün bir ilişki/flört deneyimim yok ve ne YAZIK ki yalnızlığımla memnunum şu an biriyle olma düşüncesi çok yorucu geliyor. ama çevremdeki herkesin yavaş yavaş hayatını kurmaya başlaması beni streslendirmeye başladı. geçen senelerde annemin üniversiteden arkadaşı bize ziyarete gelmişti, hiç evlenmemiş, görüştüğü biri de yokmuş. abimle bana o kadar gıptayla bakmıştı ki anneme de sürekli ne güzel, ailen var demişti içim burkulmuştu.

ben de mi hep başkalarının mutluluğuyla mutlu olacağım? sokaktan yürürken ışıkları yanan pencerelerden içeri bakıyor gibi hissediyorum. evet yürüyorum, ilerliyorum ama ÇOK dışarıdayım.

öyle işte.. belki bir gün ben de kendi evimin ışıklarını yakarım. 

13 Şubat 2025 Perşembe

yağma yağmur tamburum yok

 Merhabalar :)

Şu an bu satırları odamın camına vuran karla karışık yağmur damlaları eşliğinde yazıyorum. 

Son yazımı yazdıktan sonra blogumda bir gezintiye çıktım ve açıkçası 14-15 yaşındaki Atlantisli'den çok utandım hahaha Yazım yanlışları, cümle düşüklükleri... aman yarabbi bir de eli az çok kalem tutan biri sanırdım kendimi.

Elim hala kalem tutuyor.. sanırım.. 

2023 hedefim aslında bir öykü yazmaktı, 2022 yılının sonlarına doğru pek hevesliydim ve yeni yılda ciddi şekilde edebi yazınla uğraşacağımı sanmıştım.. sanmıştım :'''')) 2023 Şubat depremi ve sonrasında nisan gibi Almanya'ya gideceğim kesinleşince yılın gerisi nasıl geçti farkına bile varamadım. Çoktan iki yıl geçti bile, bu süreçte ne içindeydim zamanın ne de büsbütün dışında.

25 yaşımı doldurdum aslında, böyle diyince ufacık, bu dünyada bir çeyrek asır yaşadım diyince ulu bir çınar gibi hissediyorum haha halbuki daha hiçbir şey yaşamadım, inanın hayatı kitaplardan öğrenmiş 15 yaşındaki halimden bir farkım yok. 

Aslında yaşadığım zorlukları düşününce kendimi yetişkin hissediyordum ama sonralardan her yaştan insanın kendi mücadelesini verdiği bu dünyada zorluk çekmenin yetişkinlik değil, insan olmak olduğuna karar verdim. Kaygılarım, kuşkularım, kararsızlıklarım; tek değilim, herkes aynı şeylerden geçiyor, aynı sorunlarla baş ediyor. Bu kollektif zorluğun parçası olmak bana dünyada bir yerim olduğunu hissettirdi. 25. yaşımda insan olduğumdan ve dünyada bir yerim olduğundan emin oldum. 

Umarım 26. yaşımda dünyadaki yerimden keyif alırım.

Açıkçası bir hayalim ya da hedefim de yok ama 25. yaşımda gelecek hakkında endişelenmenin de bir ayrıcalık olduğunu öğrendim. Geleceği düşünebildiğim bir noktada olduğum için minnettarım. 

Galiba bir de 26. yaşımda amaçsızlığımla barışmak, o gün için elimden geleni yapmak ve attığım bir küçük adımla yeterli hissetmek istiyorum. Bir de sabırlı olmayı… her şey zaman alıyor, çaba yalan söylüyor ama boşa gitmiyor:) gerçekten de evrende hiçbir şey kaybolmuyor sadece şekil değiştiriyormuş. bunu da 25 yaşında öğrendim. 

Hala yılın başındayken, özellikle inanılmaz yorucu bir aydan sonra (Captain it's only February 13 yahu), bunları kendime hatırlatmak iyi geldi. 

ne diyordum bu yazı ne hakkındaydı neye döndü artık benim öykü macerası başka bir yayına kaldı... 

8 Şubat 2025 Cumartesi

almanya, yirmili yaşların ortası ve inziva


Buraları hala okuyan kalmış mıdır bilmiyorum :') 

Aslında ben ara ara uğradım, yazdım yazdım nedendir bilmem hiçbir şey yayınlamadım öylece taslaklara attım her şeyi. taslak, eski türkçede kabaca demekmiş. doğru aslında yazdıklarım da kabacaydı. 

en son 2023'te yazmışım, o kadar çok şey oldu ki bu 2 yılda. 

Yüksek lisans için; her Türk'ün hayatında bir kez de olsa bahsini açtığı x abiler orada şimdi hayatını yaşıyordur, vaktinde bizim de dedeler gitseydi sohbetlerine mevzu bahis ülkeye taşındım.. evet Almanya.. Hollanda'ya gittiğimde de bir post yazmıştım, o zaman "sorun şehirlerde değildi, biz tam yalandık" diye alıntı yapmışım şimdi büyüdüm ve geliştim, Sokrates'ten alıntı yapacağım. 

Sokrates'e birisi için seyahat onu değiştirmedi demişler. O da "Gayet tabii, çünkü kendisini de beraberinde götürdü" demiş. 

Ben de kendimi yanımda getirdim. Çok klişe evet insan kendinden kaçamıyor, ülkeyi içinden çıkaramıyor cart curt 50 kez okuduk, duyduk ben bunları yazmaya gelmedim.

Hızlıca özet geçeceğim; 2023'ün ekim ayında yüksek lisans için Almanya'ya taşındım. 3 aylık erasmus maceramı saymazsak aile evinden ilk çıkışım oldu ve 2024'ün mart ayına kadar talihsizlikler peşimi bırakmadı. 3 kez ev değiştirdim, vizem çıkmadı Almanya'da mahsur kaldım herkes iki üç kez Türkiye'ye git gel yapmışken ben bir kez bile dönemedim. Derslerde inanılmaz zorlandım, hem ev arıyordum hem de programa adapte olmaya çalışıyordum ama programı sevmedim, her ama HER Allah'ın günü aptal hissettim, yeme bozukluğu geliştirdim, ergenlikte bile sivilcem çıkmazken yüzüm çok kötü oldu ilaca başladım, stresten regl olamadığım bir zaman oldu, o ara gönül işlerinden de biraz nasibimi aldım şükür kısa sürdü ama o 2 aylık deneyim bana yetti.

Çok fazla insanla tanıştım, sürekli sıfır baştan kendimi birilerine tanıtınca kim olduğumu ben de unuttum açıkçası. Bir süre sonra bu tanışma işi benim kendimle tanışma macerama dönüştü. Tanıştığım her insanda biraz da kendimi aradım. Hiç girmeyeceğim ortamlara girdim, prestijli şirketlerde çalışan insanlarla tanıştım, saygın akademisyenlerle aynı ortamlarda bulundum, lisansta hayal bile edemeyeceğim enstitülerin bahçesinde çay içme gibi günlük aktiviteler yaptım ama bunların hiçbiri beni tatmin veya mutlu etmedi. Çünkü en temel ihtiyaç olan BARINMA sorunuyla karşı karşıyaydım, her gün 5-6 ev görüşmesine gidip bu belirsizlikle savaşırken bitkilerin zihni var mıdır gibi suya sabuna dokunmayan felsefi konularda makale yazmak çok ağırıma gidiyordu. (Akademiden bütünüyle soğudum, yüksek kesime hitap eden, sadece yayın çıksın diye yapılan -mış gibi araştırmalardan çOK bunaldım. Hala da böyle düşünüyorum. Neyse bu başka bir yayının konusu olsun.)

Ben bu şekilde yarım yılın sonunda ev buldum ve Maslow'un ihtiyaçlar üçgeninde ikinci basamağa geçtim. Bir yandan da çalışmaya çalışıyordum, sonra staj yapmaya başladım ve bir işe daha girdim. Temmuz-Ağustos-Eylül-Ekim bu şekilde geçti. Kasım gibi dünyanın yoğunluğu omuzlarımdan bastırmaya başladı hem de çok fazla. Her şey bana aşırı duyu yüklemesi yapıyordu, sosyal medyaları kapadım, müzik dinlemeyi bıraktım, kimseyle konuşmadım doğru düzgün. Arkadaşlarımdan rica ettim bana hiçbir link atmasınlar, artık hiçbir şey bakmak görmek istemeyen bir hale geldim. Zaten beynim çok meşgul, üstüne bir de sanal uyaranlar ciddi anlamda fiziksel olarak midemi bulandırmaya başlamıştı. Aralık gibi tamamen inzivaya çekildim ve o zamandır hiçbir sosyal medya kullanmıyorum günlerim okul, iş ve tefekkür ile geçiyor. 

Dün Kuyucaklı Yusuf okuyordum ve şu alıntıya denk gelip bir süre düşündüm;
Saadet, hayatı olduğu gibi kabul etmektir... Hayatı olduğu gibi kabul etmeli ve ona ne bir şey ilave etmeli, ne de ondan bir şey eksiltmeli. Bazı şeyler vardır, canımızı sıkar; "Bu neden böyle? Böyle şeyleri dünyadan kaldırmalı!" deriz. Bazı şeyler de mevcut değildir. İçimizden, bunların olmasını ister, hatta bu uğurda çalışırız. İkisi de saçma ve faydasızdır. İnsan dediğin mahluk hiçbir şeyi değiştiremez. Bunun için, gönlünün rahat olmasın istersen, gördüğün fenalıkların bile bir hikmeti olduğunu düşün ve yeryüzünde olmayan iyilikleri oraya getirmek sevdasına kapılma... Sonra en mühimi: Kendini halinden şikayet etmeye alıştırma! Ömrünün sonuna kadar dövünsen de bu hayatın cefası tükenmez; kendine etmiş olursun.”

Ben de bir süredir bu şekilde yaşıyorum, hiçbir şey ilave etmeye çalışmadan ve mevcut şeyleri eksiltmeden. Sadece kalp ferahlığı için dua ediyorum. 

2025 Şubat itibariyle; çok şükür artık kalıcı bir yerim var, sadece iki işte birden çalışıyorum, geçen sene berbat geçen derslerimden birinin sınavına tekrar girdim, cildim toparladı, alanımı (cognitive neuroscience) hala sevmiyorum. Diğer insanlarda rahatsız olduğum şeyler vasıtasıyla kendimi biraz daha iyi tanır oldum.  Dünya işleri beni hala huzursuz etmeye devam ediyor.

Sevgilerle. 

16 Mart 2023 Perşembe

bu bir metafor değildir

Bir mumum vardı, kullanmaya kıyamadığım, çok güzel kokan.

Bilmiyordum ilk kez yandığında bir süre öyle yanarken bırakmak gerekiyormuş.

Aslında mumun ilk yanışı ömrünün sonuna kadar nasıl yanacağını belirliyormuş.

Mumu erken söndürünce "hatıra yüzüğü (memory ring)" oluşturuyormuş, bir sonraki yakışınızda mum yandığı yeri hatırlayıp o yüzükten yanmaya devam ediyormuş.

Ben her seferinde az az yaktım ki mumum bitmesin ama böyle olunca da sürekli çukur olarak eriyip bir tünel oluştu mumun içinde. Şimdi ne kadar uzun yakarsam yakayım, hatıra yüzüğünden kurtulamıyorum daha da kötüsü kenarları eriyip, eriyen mum ateşi kısa bir süre içinde söndürüyor.

O çok sevdiğim mumumun kenarlarını kaşıkla kazımak zorunda kaldım. Mum fitilini de kısaltmak gerekiyormuş daha iyi yanması için, onu da kestim.  

Bitmesin diye kullanmadığım mumun yarısı kullanamadan çöp oldu.

3 elma düşmüş tepeden; biri size, biri bana biri de ânı yaşaması gerekirken geleceği düşündüğünden elindeki şeyi kullanamayıp boşa harcayanlara.


Ah benim zavallı mumum.. 
(size bir metafor olmadığını söylemiştim)


23 Aralık 2022 Cuma

ben bir Frankenstein'ım.

Aslında bloga Kasım'da okuduğum kitapları girmek için giriş yapmıştım ancak bi anda bir şeyler karalamak istedim. Şimdi yazacaklarımın konusu birçok şey bilip de aslında hiçbir şey bilmemek hakkında.

Hobilerini maddi kazançlara dönüştürüp sevdiği işten para kazanan insanlara gıpta ediyorum. Hiç o kadar istikrarlı olamadım, dürüst olmam gerekirse. Sevdiğim şey iş olursa artık onu sevmeyecekmişim gibi hissettim, şu an fark ediyorum kimse yaptığı işi sevmeyecek gibi bir algı var bende. Sevmeyeceğim işimi, ama işimde iyi olacağım iyi para da kazanacağım ama sevmeyeceğim çünkü hayat böyleymiş ki kimse çalıştığı işi sevmezmiş. Ben de sevdiğim şeylerin işe dönüp stresle bağdaşmasını istemedim. 

Aslında çoğu kişiye göre genel kültürümün iyi olduğunu düşünüyorum, ortamlarda durup dururken saçma bilgiler paylaşan kişi işte benim ancak bu rastgele edindiğim bilgi birikimimin bugüne kadar hiçbir faydasını görmedim çünkü sizin de tahmin edebileceğiniz üzere bahçenizin rastgele yerlerine bir şeyler ekerseniz bir tarla oluşturamazsınız.. Ben de tam olarak bunu yaptım işte, rastgele öğrendim her şeyi. Fotoğraf çekme hakkında teorik bilgiye sahibim ancak telefon kamerası dışında hiç kamera kullanmadım, psikoloji mezunuyum, bu alan deniz derya, henüz bir alanda uzmanlaşamadım. Senelerdir blog tutarım, kitap okurum eskiden kitap instagram hesabım da vardı 3bin takipçim varken sildim, salak atlantisli niye siliyorsun dursun işte. İşte bu şekilde kendi kendimi sabote ederek yıllarımı geçirdim, hiçbir uğraşımın üstüne düşmedim ve geriye farklı yarımları birleştirerek oluşturduğum bir Frankenstein ben oldu. 

Keşke bir şeyde iyi olsaydım da insanlara bi faydam dokunsaydı, mesela bu satırları okuyan sizden sadece vaktinizi çaldım.. Aslında bakarsanız ben kendi kendimin de vaktini çalıyorum büyük hayaller kurarak. Hayatımı idealler uğruna tüketmeyi değil, sadece basitçe yaşamak istiyorum. 

Burda da bilişsel bir çatışma yaşıyorum aslında. En iyi okula girip aslında sandığım kadar zeki olmadığımı görüp kendimi bok gibi hissetmek mi yoksa ortalama bi yerde en iyi olup ego tatmini yaparak zekiymişim gibi davranmak mı? Potansiyelimi değerlendirememekten korkuyorum ama en başında bir potansiyelimin olmadığını da biliyorum, dedim ya ben bi Frankenstein'ım. Kendime sahte ilgi alanları yaratıp ilgiliymişim üstene üstlük hatta o alanda iyiymişim gibi davranıyorum. Kendim bile inanmaya başladım sinirbilimi alanına ilgim olduğuna. Halbuki ilgim yok, o alan zor olduğu için ben de güya başarılı olup zoru başarmış olacağım. lisedeki başarısızlıklarımı hala bu yaşımda örtmeye çalışıyorum inanamıyorum kendime ya.

Dürüst ol kendine Atlantisli, senin ego tatminine ihtiyacım yok. kimseye bir şey kanıtlamak zorunda değilim. Büyük hayallerle çok vakit harcadın, şimdi basitçe yaşa yaşa. 






13 Ağustos 2022 Cumartesi

Sevdiğim şeyler bana zarar veriyor

az önce sol ayağımdaki kemiğe bakıp ağladım. o kemik eskiden yoktu, buz pateninde paten ayağımı sıktığı için oldu. Kaymayı çok seviyorum ama her kayışımda ayağımdaki kemik daha belirgin oluyor. bunu bilmeme rağmen devam ediyorum, arada parmak egzersizleri yapıyorum ama işe yaramıyor.

şimdiki ilişkim de bana zarar veriyor, bunu bilmeme rağmen devam ediyorum arada ondan uzaklaşıp kendimi onu sevdiğime ikna etmeye çalışıyorum ama işe yaramıyor.

aynı ayağımdaki kemik gibi günden güne büyüyor bu ilişkinin yükü üzerimde. ne pateni bırakabiliyorum ne de ondan ayrılabiliyorum.

zaten sevdiğim şeyler bana zarar veriyor.
hissiz bir kalp ve yamuk bir sol ayak kalacak geriye.

10 Ağustos 2022 Çarşamba

Uzun bir aradan sonra: Mezuniyet ve Hollanda Günlükleri

bu yazıyı bu şarkıyı dinleyerek yazıyorum belki siz de dinleyerek okursunuz :)


    En son yıllık rapor yazdığımda sene 2020'yiş. Aslında taslaklarımda 2021 yılında yazdığım 5-6 post var ancak niyeyse hiçbirini yayınlamadım. Sanırım yayınladığında somutlaşacağından korktuğum düşüncelerim vardı, onları hiç okuyup canlandırmak istemiyorum. Okumak için 4 yılım olan ve yayınlamadığım postlarımdan biri 27 yaşıma yazdığım mektup :')) 

    Yine karışık bir girişle birlikte, şimdi size 2021 ve şu anki hayatım hakkında güncelleme vereceğim. İnanamıyorum bunları yazmak bile çok tuhaf hissettiriyor çünkü o kadar çok değişti ki hayatımda. 

    Öncelikle mezun oldum hem de fakülte 5.'si olarak!! Artık psikoloji lisans mezunuyum. Bu bölümü kazandığımda yaptığım duyuru postu, üniversitenin ilk haftasını da yazdığım bu yazı, hepsini daha dün gibi hatırlıyorum. Nasıl bu kadar hızlı geçti bu 4 yıl gerçekten algılamakta zorlanıyorum. Covid sebebiyle olması gerekenden bir miktar buruk geçen üniversite hayatımı düşününce her şey çok gerçek dışı hissettiriyor. Ağlayarak çalıştığım finallerim, aksatmadan gittiğim derslerim, okçuluk antrenmanlarım hepsi hem çok uzak hem de çok yakın hissettiriyor. Bunları düşününce kafamda the smiths "i know it is over but it never really began" diye şarkı çalmaya başlıyor. Evet bitti ama sanki benim için hiç başlamamıştı :'))

    Mezuniyetimden sonra hayatımdaki en büyük gelişme(?) geçen sene 3 ay boyunca Hollanda'da TEK BAŞIMA yaşamış olmam. Orada bir üniversitede araştırma asistanlığı yaptım, hayatımda ENNNN çok istediğim şeylerden biri tek başıma yurtdışı tecrübesi edinmekti ve şükürler olsun çabalarım boşa çıkmadı, 2021'in yaz aylarında gerçekleşti. Bunun hakkında isterseniz daha detaylı bi post yazabilirim. 

    3 ay Hollanda'da yaşamak bana adeta büyük düşünür Hande Yener'in de dediği gibi "Sorun şehirlerde değildi, Biz tam yalandık" minvalinde bi şey yaşattı, "OLEY BE YALNIZ YAŞAMAKK" diye başladığım maceram 3. ayın sonunda "merHABA BEN ZEBERCET" durumuna döndü. Kısacası yalnız yaşamak zaten aşırı içine kapanık, tek başına sosyalleşmeyi tercih eden, haftanın 5 günü dışarı çıktığı için cumartesi-pazar eve kapanan bana pek iyi gelmedi. Oraya gidince bu sosyalleşme bataryamın daha iyi olacağını düşünmüştüm ama aynı şekilde orada da dışarı çıkarken çok zorlandım ve kendimi sürekli dışarı çıkıp bir şeyler yapmaya zorladım.

    Diyebilirsiniz ki Atlantisli ne kadar salaksın, Hollanda'ya gitmişsin ne anlatıyorsun. Çok haklısınız gerçekten ama nereye giderseniz gidin kendinizden kaçamıyorsunuz.. Sıkıntılarınız, düşünceleriniz, kaygılarınız yine orada oluyor. Bir arkadaşım benimle birlikte Hollanda'nın farklı bi yerine gitti, ben Rotterdam'daydım o baya kuzeyde bi şehirde, onun yaşadığı 3 ayı düşününce kendime acıyorum. ev partisi, kalabalık arkadaş grubu, piknikler.. Öyle bi hayat beni çok yorardı, kesinlikle parti insanı da değilim (PARTİ DEMİŞKEN MEZUNİYET PARTİMİn bok gibi geçmesinden de çok kısaca bahsetmek istiyorum. Özetle 20:00'de buluşalım diye planlanması, o gün en yakın arkadaşımın telefonlarıma cevap vermemesi benim başka bi arkadaşımın evinde giyinik, makyajımla tam 6 saat beklemem, arkadaşımın 23 sularında pardon atlantisli, ben evililik teklifi aldım diye beni geri araması benim o sinirle MEZUNİYET GÜNÜMÜZDE Mİ??, diye tepki vermem. onların beni almadan parti yerine geçmesi, benim söve söve gece 00'da Emek'ten taaaa Çankaya'nın yukarılarındaki parti yerine gitmem, aslında parti dönüşü arkadaşımla kalacakken onun beni bırakıp gitmesi, benim de sabah 4'te taksiyle üniversiteme gitmem ve geceyi okulda geçirmem, eve sabah 9'da dönmem) neyse işte parti insanı olmayışımdan dolayı da o çok bahsedilen ev partilerine gitmeye hiç yeltenmedim ama ne yalan söyleyeyim özendim arkadaşımın hızlı hayatına. (10 ağustos güncellemesi: Bu yazıyı yazmaya başladığımda tarih 6 ağustos cumartesiydi. 7 Ağustos'ta yakın bir arkadaşımın yalvarması sonucu ev partisine gitmek durumunda kaldım... neyse ki 7-8 kişiydik ve chill bi ortam vardı. Yine de ev partilerine gitmeye yeltenmedim dediğimin ertesi günü ev partisine gitmem.. bi kere de lafını yutma be Atlantisli..) Aklıma 20'li yaşlarımı evde böyle oturarak geçirmiş olma düşüncesi geliyor ve üzülüyorum. 

Sosyalleşilen durumlardan hoşlanmıyorsam niye özeniyorum, sosyalleştiğimde neden tek olmak, tekken neden insanlarla olmak istiyorum? İşte psikoloji bitirseniz de insan kendini anlayamıyor. Hoş ben kimseyi anlamıyorum.. Eskiden daha empatik olduğumu düşünüyorum, büyüdükçe bu yönümü kaybettim gibi. Sanki gün geçtikçe daha da içe kapanık, sosyal ilişkileri zayıflayan, empati kurmakta zorlanan birine dönüşüyorum. Kendimi seviyor muyum, sevmiyor muyum bi türlü çözemedim. AAA KONUYU YİNE ÇOK DAĞITTIM HOLLANDA'DAKİ zebercet hayatıma geri dönelim.

Kısacası Hollanda'ya gidince sorunun ben olduğumu anladım ve gittiğim hiçbir yerde mutlu olmayacağım kanısına vardım. Hollanda'da sürekli tr şartlarını düşündüm, biz niye böyle yaşayamıyoruz, bizim neyimiz eksik diye. Ülkeden çıksam da ülke benim içimden çıkamadı bir de ben ordayken orman yangınları oldu, olimpiyatlar vardı vs tam böyle milli birlik beraberlik gerektiren durumlardı. Yük oldu bu bana sanki ülkede olsam bir şey yapabilecekmişim gibi.. Ama beni en çok sinirlendiren şey çevremin tutumu olmuştu. Hala düşündükçe sinirleniyorum.

Oradayken insanlar sanki ben sadece 3 aylığına değil de temelli oraya yerleşmeye gitmişim gibi davranmaya başladılar ve özellikle bu yangın zamanlarında sık sık "oh senin keyfin yerinde orada, biz burda dertten kederden ölelim" şeklinde mesajlar aldım yakınlarımdan. Çok saçma ya siz de orda evinizde oturuyorsunuz ben de burda oturuyorum sanki bir fark aramızda, tamam gezme tozma okay ama geri dönücem yani ülkeye ne alaka NE ALAKAAAAAAA Kendimi adapte olamamış mal gurbetçiler gibi hissetmiştim. 

Zaten gezdiğim her yeri de tek başıma gezdim, ilk başta empowering olan solo travel maceram sonralardan üstümde yük olmaya başladı. Yolda insanlarla tanışıyordum ama günün sonunda onlar kendi evlerine, arkadaşlarına dönüyordu bense tek başıma yaşadığım yabancı evime.. Gerçekten bu kadar yabancılık çekeceğim hayatta aklıma gelmezdi, en büyük hayalimdi benim Avrupa'da bir süre tek yaşamak, tek seyahat etmek. Gerçekler ve hayaller çok farklı oluyormuş. Şimdi düşününce hiç gitmemiş gibi hissediyorum. 

Şimdilik bu kadar şikayet yeter, bir sonraki yazımda şu an araştırma asistanlığı yaptığım lab ortamından ve yok olma isteğimden bahsedeceğim. Buraya okuduğunuz için çok teşekkür ederim (hala blogumu okuyan varsa tabii ;_;), inanılmaz özlemişim içimi dökmeyi buraya.

16 Şubat 2021 Salı

Kocamannn bir kitap alışverişi

    Herkese merhabalar! Umarım herkes sağlıklıdır ve keyfiniz yerindedir. 2021 yılının ikinci ayında daha az önce aralık'ta yazdığım yazının yayınlanmayıp taslaklarda kaldığını fark ettim :'))) Klasikleşmiş bir eski yıla veda yazısı yayınlayamamışım ne yazık ki, olsundu.

    Çok uzun bir ocak ayı oldu, kasım-aralık ve ocak ayı benim için sadece ders çalışmak ile geçti. Kesin AA gelir dediğim dersten BA, çekilmeyi düşündüğüm dersten ise AA aldım :')) Yine hayat bir şekilde ters köşe etti beni sevgili blogum. Şimdi şubat ayında bol bol dinlendim, okumak istediğim kitaplar vardı ve bunun için toplu bir kitap alışverişi yaptım. Dune serisini şubat ayının başında aldım ancak kargo gelir gelmez memlekete gittiğimiz ve iki hafta köyde olduğum için burada paylaşamadım.

    Bu ay sadece bilim kurgu kitapları aldım çünkü akademik okuma yapmaktan o kadar sıkıldım ki, artık zevk için okuyamaz oldum. Okuma alışkanlığımı geri kazanmak için böyle bir alışveriş yaptım ve iyi ki de yapmışım çoktan 4 kitap okudum bile aldıklarımdan :')


Dune Serisi -Frank Herbet

Dune serisini bayadır okumak istiyordum. Finallerim biter bitmez, ilknokta'nın sitesinden ilk 5 kitabı aldım set şeklinde. Fiyat da gayet uygundu sonra ne göreyim seri 6 kitapmış lol Normalde asla tüm kitapları alıp seriye başlamam çünkü ya beğenmezsem değil mi, ama nedense bu seriyi beğeneceğimden çok emindim ve böyle bir riske girdim. iyi ki de girmişim çünkü ilk iki kitabı 1.5 haftada bitirdim. Uzun olmasına rağmen inanılmaz akıcı iki kitaptı. Detaylı yorumlarını bloga girmek istiyorum sonra.

Görünmez Adam- H.G Wells

Çocukken çokkk severdim bu kitabı ve şimdi normal versiyonunu okumak istedim. İlkokulda okuduğum için detayları çok net hatırlayamıyorum ama ne yazık ki sonunu hatılıyorum kitabın. Yine de sabırsızlanıyorum okumak için. 

Ursula K. Le Guin

 -Orsinya Öyküleri (Öykü)
-Dünyanın Kıyısında Dans (Denemeler)
-Anlatış (Roman)
-Sürgün Gezegeni (Roman)

Ursula K. Le Guin de hep okumak istediğim bir yazardı (her ne kadar evde mülksüzler olsa da ve ben okumamış olsam da) ilknokta'da 14 Şubat indirimleri kapsamında bu 4 kitap set şeklinde çok uygun fiyata geliyordu. Dedim fırsat bu fırsat Atlantisli al hemen. 4 kitabın içinde farklı türler olması cezbetti beni daha çok. Dünyanın Kıyısında Dans'ı okumak için çok sabırsızlanıyorum. 

Mort -Terry Pratchett

BİR DİSKDÜNYA ROMANI. O kadar çooook istiyordum bu kitabı okumak. Gelir gelmez buna başladım ilk ve bir günde bitirdim. Uzun zamandır bu kadar komik bir kitap okumamıştım. Maalesef diskdünya kitapları çok çok pahalı o yüzden bulabilirsem seriye pdf olarak devam edeceğim T-T Bunun da yorumunu bloga girmek istiyorum. 

Jack London

-Ademden Önce
-Kırmızı Veba

Dürüst olayım bu iki kitabı kargo ücreti ödememek için aldım çünkü fiyat sınırının altında kalıyordum :'DDD Jack London favori yazarlarımdan biri olduğu için bu fiyat şeysini onun kitapları ile kapatmak istedim. Kırmızı Veba 1912'de yazılmış ve 2013'te geçen bir vebayı anlatıyor, yazılmış ilk "kıyamet senaryolu" kitaplardan biri bildiğim kadarıyla. Bu kitap da çok ince zaten, hemen bitiririm diye düşünüyorum. 


Şimdilik bu kadar ama yazmak istediğim çooook yazı var bloga. Köyden fotoğraflar paylaştığım bir gezi yazısı da dahil :') Umarım hepsini yazabilirim.


BİR SONRAKİ YAYINDA GÖRÜŞMEK ÜZEREEEEEE

30 Kasım 2020 Pazartesi

Kasım raporu

27 Kasım 

Kasım ayının bitmek üzere olduğuna inanamıyorum, daha dün sanki 1 Kasım'mış gibi.... 

O kadar yoğun bir aydı ki 3 gündür başım ağrıyor, uykusuzluktan ve yorgunluktan. Sınavlar, ödevler, sunumlar, annemler evde değildi haliyle ev işleri, temizlik, yemek derken kendimi bir anda kasım sonunda buluverdim. Haftaya da ales var ama hiç çalışamadım o kadar kitap almama rağmen. Neyse artık sağlık olsun.

    Sağlık demişken kiminle konuşsam covid kapmış oluyor, çember daralıyor gibi hissediyorum hiçbir yere çıkmadığım için kendim hakkında endişeli değilim ama annem hala okula gidip geliyor, onun için biraz endişeliyim. Umarım sağlıklı bir şekilde bu süreci atlatırız ama sanki herkes bir gün kapacak gibi o yüzden sanırım hafif şekilde atlatmayı dilemek bu noktada en mantıklısı olacak gibi.

10 gündür abimin bir arkadaşı bizde kalıyordu, annesi tüberkülozmuş ve annesini burada bir hastaneye yatırmışlar çocuğun Ankara'da kalacak yere ihtiyacı varmış. O kadar yakın bile değiller abimle ama abim çocuğun zor durumda olduğunu düşünerek kabul etti. Çok kızdım ona çünkü çocuk bu tehlikeli dönemde hastaneye gidip annesini ziyaret ediyordu, bir risk altına girmiştik. İşin kötüsü sonradan anlaşıldı çocuk kötü bir durumda da değilmiş maddi durumları iyi çıktı.... Çok sinirlendik ama bunu çocuk geldikten sonra öğrendiğimiz için artık çok geçti. Çocuk bizde tam 9 gün kaldı, hepimiz diken üstündeydik. İnsanlar gerçekten çok anlayışsız ya ve çocuğun kendisi de çok afedersiniz davar biriydi, düzgünce teşekkür bile etmedi. Dün sabah saatlerinde abime bi hoşçakal diyip gitmiş. İnşallah hiçbir şey olmamıştır..... Hala sinirleniyorum düşündükçe. Allahtan annesi iyiymiş, umarım en kısa zamanda tamamen iyileşir. 

Ayrıca bu hafta çok fazla seminere katıldım, kendimi aşırı boş hissediyorum herkes bi eğitimlere katılıp bir şeyler alıyor sertifika falan. 3. sınıf olunca bu sene iyice strese girdim ne yapacağım hiç deneyimim yok staj konusunda diye. Psikoloji bölümünde stajlar fazlasıyla sıkıntılı, öyle ki öğrenciler staj için para ödüyor. Hocalarımız sık sık bu konuda bizi uyarıyorlar ama yapacak bir şey yok sanırım illa bir yerden başlamak gerekiyor. Yüksek lisansı yurtdışında yapmak istediğim için para biriktiriyorum ve ortalama yapıyorum ama deneyimim olmadığı sürece hiçbir program beni kabul etmeyecek.. Keşke bir araştırma projesine katılabilsem. Bu durum beni fazlasıyla germeye başladı. Gelecek kaygısı UGHKJadsklfs.

30 Kasım

Ben bu satırları yazarken 3 tane hocam sisteme ödev yüklediler ve korkunç bir hafta sonu geçirdim. Politika teorisi dersinden çekilmeyi bile düşündüm, ödev gerçekten çok zordu. Neyse ki şu an sakinim ve ödevleri yapıp yolladım. 

Şimdi Kasım ayında neler izlediğimden bahsedeceğimmmmm. Çok yoğun bir ay olduğu için pek bir şey izleyemedim.

-The Adams Family (2019): Bunu fin bir arkadaşımla seyrettik, amacımız cadılar bayramında seyretmekti ama nasip olmadı ve kendisi film yerine animasyonu indirmiş yanlışlıkla :'D Keyifli bir animasyondu ama çok da gerekli miydi sanmıyorum.

-Ju-On: The Grudge (2002): Filmi gece 2'de seyrettim ve korkunç olmamasına rağmen evde tek olduğum ve dışarıdan sesler duyduğum için film sonrası korktum.... kedim de gelip battaniyemin altından içeri girince ufak çapta bir kalp krizi geçirmiş olabilirim. Ama yine de güzel bir filmdi, korkunç olsun ama öyle çok da korkutmasın diyorsanız bu filmi seyredebilirsiniz.

-Legally Blonde (2001): Klasik bir film, izleyemeyen yoktur diye düşünüyorum :'))

-Ordinary Fascism (1965): Politika dersi için izledim. Rus yapımı, Adolf Hitler yönetimini korkunç bir gerçeklikle anlatan bir belgeseldi. Çekimlerde gerçek görüntüler kullanılmış ve ilk kez böylesi görüntülerle bir ikinci dünya savaşı belgeseli seyrettim. Eğer bu konularda ilginiz varsa kesinlikle tavsiye ediyorum, pişman olmayacaksınız.

 
    Kasım ayı raporum bu kadardı, umarım aralık ayı kasım ayından daha iyi geçer T-T
Herkese sağlıklı bir ay diliyorum.









1 Kasım 2020 Pazar

Doğum Günüm, İzmir Depremi ve Akademik Kitap Alışverişi

31 Ekim


Herkese merhabaa,

    Kitaplarım salı günü geldi ama bir türlü buraya yazmaya fırsatım olmadı. ÖNCE kısaca doğum günümden bahsedeyim, dündü ve yakın arkadaşım çok tatlış bir hediye postaladı bize. Yanda görmüş olduğunuz pembe klavye :'))))))) Çok uzun zamandır bu klavyeyi istiyordum ama laptop kullandığım için gereksiz bir masraf olarak görüyordum, sanırım arkadaşım daha fazla serzenişlerime dayanamadı ve yeter bee diyerek bana klavyeyi doğum günü hediyesi olarak almak istedi ve beni çok mutlu etti. Erkek arkadaşım da sürpriz yapmış ve o da taa Danimarka'dan bana yollamış hediyesini :'(( Çok mutlu oldum ve harika bir doğum günü geçirdiğimi düşünürken gün içinde İzmir'de deprem oldum...

    Ankara'da yaşadığım için depremden direkt etkilenmedim ancak kendim yaşamışım gibi üzüldüm. Ne yazık ki ülkemiz deprem bölgesinde ve her yıl bir deprem görüyoruz, bu sene iki oldu ocak ayında da Elazığ depremi olmuştu. Tüm bunlara rağmen ben de herkes gibi tedbirsizliğimize üzülüyor ve devletin bir şey yapmayışına üzülüyorum. Her yıl yaşadığımız bu olaylara rağmen hala en küçük boş araziye bile upuzun bina dikiyorlar, ne estetiğe dikkat ediyorlar ne de yapının sağlamlığına. Amaçları sadece rant. Çok üzülüyorum gerçekten, demek istediğim çok fazla şey var ama yazamıyorum bile artık, içimden gelmiyor.

1 Kasım

    Buz gibi soğuk bir sabahtan günaydın, yine bir blog yazısını yarım bırakıp ertesi günden devam ediyorum. Doğum günüm hakkında yazmak istediğim çok şey vardı ama hala içimden gelmiyor yazmak, belki daha sonra ayrı şekilde yazarım :<

GELELİM KİTAP ALIŞVERİŞİME,


    aAAA blogger'da yan yana iki foto koyma özelliğine ne oldu, bir türlü ikisini birleştiremedim :'(( Neyse artık böyle idare edeceğiz mecbur.

Aldıklarım:

-Travma Sonrası Psikolojik Tepkileri Anlamak
-Hayatı Yeniden Keşfedin
-Mindfulness ve Şema Terapi Uygulama Rehberi
-Psikoterapi Pratiği
- ALES kitabı,,,,,,,,
    İlk fotoyu resmen uzaydan çekmişim, o yüzden kitapları net görün diye sağa bir fotoğraf daha bırakıyorum. Gördüğünüz üzere çoğu psikoloji kitabı, alanımı ne kadar sevsem de alan okuması yapmayı bir o kadar sevmiyorum ve çoğunlukla kitapları pdf olarak orijinal dilinden okuyorum. Eğitimimi ingilizce aldığım için psikoloji türkçe kelime dağarcığım pek iyi değil, utanarak söylüyorum bunu. Açıköğretimden de sosyoloji okuyorum, geçen dönem aöf sosyal psikoloji sınavı vardı ve kavramları o kadar anlayamadım ki, bildiğim şeyleri de zar zor yaptım. Sonra dedim ki yazıklar olsun atlantisli işte kitap okumadığın için oluyor bunlar. Hemen araştırıp güzel kitaplar aldım. Psikonet yayınlarının kitaplarını çok beğendim çünkü hem çevirisi güzel hem de böyle kişisel gelişim zırvalıklarına girmeden gerçekten psikolojik destek veren kitaplar. Zaten uygulama rehber kitapları diye geçiyor yani sizler de alıp gönül rahatlığıyla okuyup, kendinize yardımcı olabilirsiniz (tabi ki bir yere kadar, nütfen ihtiyacınız olduğunu düşünüyorsanız bir uzmana danışın :< )


Şimdilik bahsetmek istediğim şeyler bu kadar, İzmir depremini yaşayan herkese geçmiş olsun. İnşallah can kaybı daha fazla artmaz ve sizler/sevdikleriniz iyidir. 

Bir sonraki yayında görüşmek üzere!



22 Ekim 2020 Perşembe

aşırı utanç verici bir kahve buluşması

20 Ekim
Geçen gün yürüyüşe çıktığımda bu kabakları migros'ta gördüm, 10 lira olmasalardı sanırım dekor için alabilirdim... Bir de küçük bir beyaz kabak vardı ama onu fotonun küçülebilmesi için kesmek durumunda kaldım. Özür dilerim beyaz kabak,,,

HERKESE MERHABA!!

Umarım güzel bir ekim ayı geçiriyorsunuzdur. Ne ara 20 Ekim oldu gerçekten anlamıyorum, zaman çok çabuk geçiyor, 2020 yılından hiçbir şey anlamadım her şey 1.5 hızda geçmiş gibi oldu.

Sanırım ekim benim en sevdiğim ay, yaprakların sararması ve yağmurlu havalar üretkenliğimi arttırıyor. Yaz tatillerinde sadece tembel bir insan olup çıkıyorum ve sıcak havalar tüm enerjimi emiyor. Ne kitap okuyabiliyorum ne ders çalışabiliyorum,, sadece yatıyorum.  Böyle anlarda aklıma Orhan Veli'nin Güzel Havalar şiiri geliyor. "Beni bu güzel havalar mahvetti". Kapalı havalar çoğu insanın içini sıkar ama benim aksime güneşli havalar çok modumu düşür, tam bir güz insanıyım sanırım.

22. Ekim
   20 ekimde yazmaya başlamıştım ancak devamını getiremedim dün de bir kahve randevusuna çıktım ve.... şimdi bu yayının tüm konusu bu olacak :'DD

    Kesinlikle dünyanın en sosyal insanı değilim. Her zaman kendi küçük arkadaş çevresinde takılan biri olmuşumdur, yeni insanlarla tanışayım ve çevre edineyim derdim hiç olmadı. O yüzden okuldan bir arkadaşım kahve içmeye çıkalım mı diyince şaşırdım çünkü kendisiyle okulda hiç yakın değiliz ve o mühendislik öğrencisi yani tamamen farklı bir fakülte (M*hendislik öğrencilerini de hiç sevmem). Geçen dönem almanca dersini birlikte aldığımız için dersler vasıtasıyla ders içerikli konuşmaya başladık, yazın da öyle arada discord'tan öyle boş konular hakkında sohbet ediyorduk. O yüzden buluşma teklif edince şaşırdım ve "HMMM BU BİR DATE Mİ" moduna girdim. 

    Kesinlike konuştuğu herkesin ona yazdığını düşünen kızlardan değilim hatta bunu düşünecek son insanım ancak hayatımda hiç kahve içilmeye davet edilmediğim için bu işler nasıl yürüyor hiç bilemedim :'DDDDDDDD Güzel bir buluşma oldu, baya sohbeti hoş keyifli biri ve ortak yönümüz fazla. Ama yine de ben yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için ve bir salak olduğum için.... BU BİR ARKADAŞ BULUŞMASIYDI Dİ Mİ DATE DATE GİBİ DEĞİL BENCE DEĞİL hEHUEHUE tarzı bir şey dedim........ Ben bunu der demez çocuğun suratı bir değişti içimden dedim "aha gerizekalı atlantisli" 
Çocuk bana buluşmaya hiç öyle bir niyetle gelmediğini, tamamen arkadaş olarak davet ettiğini söyledi ama bunları derken çok ciddiydi ve bana dedi ki "asosyal biri olduğunu ve insani ilişkilerde çok iyi olmadığını biliyorum ama bir daha biriyle buluşursan böyle bir şey sakın deme"A<AAAAAAAAzAaaaaa o an içimden dedim ki allahım durdur bu dünyayı. Ben de çocuktan özür diledim :'(((( eve gidince çocuk bana senin sağduyun yok diye mesaj attı jdlsfkjds.. telefonu camdan fırlatmak istedim.

    Şimdi ben öyle bir şey derken çocuğun bu kadar ciddileşeceğini düşünmemiştim, "ahaha yok hayır, arkadaşca davet ettim endişelenme" tarzı bir şey der diye düşünmüştüm ama o full defensive mood'a geçti ve olayları tuhaflaştırdı. Tamam benim ZBAM diye söylemem hoş değildi, kabul ediyorum ama ikimiz de yetişkin insanlar olduğumuz için sınırların çizilmesini ve direkt olmak daha iyi olur diye düşünmüştüm.. yanılmışım... Arkadaşlarıma anlattım ve hepsi "yuh öyle denir mi" dedi :'(((

    Ben de yakın insani ilişkilerinde gerçekten iyi olmadığıma kanaat getirdim. Dün gece çok düşündüm bu konu üstünde, arkadaşlarıyla hep sanaldan tanışmış biri olduğum için aslında şaşırtıcı bir sonuç değil benim için. Lisede bile herkes üst sınıfların peşinde koşarken ben varoluş sancıları çekiyordum. Yakın insan ilişkileri hiçbir zaman önceliğim olmadı hatta her zaman derim yakın mesafe ilişkisi bana göre değil diye. Bunu da burdan tasdiklemiş olduk :'DD

    Bu da böyle bir anımdı sevgili blogum, buraya eskisi gibi yaşadığım olayları yazmak çok iyi geldi. Lisede çok yapardım :')) Bugün bir kitap alışverişi yaptım, kargo gelince onun da yayınını girmeyi düşünüyorum. 

şimdilik bu kadar, görüşürüüüüüüz. 

2 Ekim 2020 Cuma

Bazı Değişimler ve Yıllık Rapor

    Aylar oldu yine buralara yazmayalı... Özür dilerim blogum seni hep aksatıyorum ama bu sefer gerçekten benim suçum değil, hayat işte. Hep bir koşuşturma hep bir doluluk. Ama şükürler olsun yaz tatilim dinlendirici geçti. Bu yaz tatili bana bir çok şey kattı ve hayatımda bazı kalıcı değişiklikler yaptığımı düşünüyorum.

    Değiştim blogum ama iyi anlamda. Okuldan başarı bursu almam sonucu kendime güvenim biraz daha yerine geldi. Sonunda bir şey başardın Atlantisli dedim kendi kendime. Biliyorum akademik başarı çok takdir edilesi bir şey değil, çalışan herkes başarabilir ancak eski Atlantisli'yi tanıdığım için gururlu hissediyorum. 21 yıllık hayatında hiçbir okul başarısı olmayan Atlantisli... Liseli ben, şu anki beni görseydi eminim ki çok gurur duyardı.

    Ayrıca gözlüklerden de kurtuldum!! 12 yıldır taktığım gözlüklere lazer operasyon sonucu veda ettim. Aynalarda yabancı bir sima görmeye başladım. Kimmiş bu aynadaki diye düşündüm ilk haftalarda, gözü kaşı burnu çok farklıydı. 
 Meğersem ne kadar da yabancıymışım kendime... Çok çirkin hissettim kendimi, makyaj yapıp güzelleşmek istedim ama o zaman kendime daha da yabancılaşır, bu sefer aynadaki yüzü hiç beğenmem diye korktum. Şimdi karantinayı fırsat bilerek bu yeni ben'e alışmaya çalışıyorum. 

    Fiziksel değişimin yanında sanki ruhsal ve mental olarak da değiştiğimi düşünüyorum. Sanki daha bi sakin ve ağır, oturaklı oldum. Her şeyi ince eler sık dokuyorum, hiç düşünmeden dizi film izleyen ben şimdi izlemeden önce zamanıma değer mi diye düşünür oldum. Uzun zamandır arkadaşlarımı görmedim ve üzücü şekilde eksikliklerini hissetmiyorum... Zaten hep yalnızlığı ve evi seven biriydim ama sanırım bu karantina işi daha da kötüleştirdi bu yönümü. Şimdi dışarı hiç çıkmak istemiyorum ve çok geriliyorum dışarı çıkarken, dışarıda da kendimi inanılmaz yorgun hissediyorum. Arkadaşlarım bunu bir türlü anlayamıyor, keyfi gelmek istemediğimi düşünüyorlar ama gerçekten dışarı çıkacak o mental gücü kendimde bulamıyorum. Bu yönümü kabul ettim ve bu durumu dert etmiyorum artık :')) 

    Anneme danışır oldum. Büyüdükçe anlıyor sanırım insan annesinin kıymetini, gençken sanki annem hiçbir şey bilmiyor, kendim hakkında en çok ben biliyormuşum gibi geliyordu. Artık anlıyorum aslında ben hiçbir şey bilmiyormuşum ki. Hep günlüğüme notlar düşerdi annem ileride okumam için, özür dilerim anneciğim hayalinden çok daha farklı biri oldum ama biliyorum beni çok seviyorsun ve benimle vakit geçirmek istiyorsun. Büyüdüm şimdi artık o çok hayalini kurduğun anne kız gezmelerine çıkabiliriz. Sen de büyüdün benimle, artık kızdığın şeylere kızmıyorsun ve daha açık fikirlisin :')) Ayrıca bizi büyütürken hiç kendine vakit ayıramadın biliyorum, o yüzden şimdi bir hobin olduğu için çok mutluyum.

    Sanırım bu karantina zamanı bana şu son 5-6 yılda ailemle ne kadar az vakit geçirdiğimi de anımsattı ve ailemin yaşlandığını fark ettim. Çok saçma ve dramatik ama bunu ilk fark ettiğimde oturup odamda gece yarısına kadar ağladım. Zaman sanki hep bana akıyordu, ben büyüyordum onlar aynıydı. Büyükler sanki hiç büyümeyecek gibiydi, onlar zaten büyümüştü ki. Sonradan fark ettim saçlarında yavaş yavaş çıkan beyazları, artık bazı şeyleri eskisi kadar iyi yapamadıklarını... Bu arada böyle dediğime bakmayın hala orta yaşlılar :')) Ama yine de üzüldüm işte. Allah sağlıklarını daim etsin.

    Ve son olarak GEÇEN HAFTA 1 KEDİ SAHİPLENDİK. O bir bebek TwT. Çok sevimli, evimizin yeni neşesi ama ben içten içe çok endişeliyim. Kediler köpekler kadar kolay ve kesin eğitilemiyorlar bu yüzden ileride bize güçlük çıkarır mı diye çok korkuyorum. Mesela biz şimdi onu hep oturma odasında tek başına yatırıyoruz bizimle uyumaya alışmasın diye. Gece kedicik uyuklamaya başlayınca yatağına koyuyoruz ve kapıyı kapatıyoruz. Yatağından atlıyor kapının önünde biraz takılıp uyumaya dönüyor. Henüz küçük miyavlayamıyor ama büyüyünce kapının ardından çılgınlar gibi miyavlar diye korkuyorum :'DD Yine de onu çok seviyoruz, akşamları babamın göbeğinde uyuyor.

    Artık endişelerimin beni sarmasına izin vermiyorum, anda kalmaya dikkat ediyorum. Ben gelecek hakkında endişelenince hiçbir şey değişmiyor çünkü. Şimdi sadece elimden geleni yapıyorum, günümü en iyi şekilde geçirmeye çalışıyorum ( her ne kadar sürekli tembellik etsem de :')).

Şimdilik bu kadar sevgili blogum. Aylar ve yıllar oldu hala blogumu okuyan var mıdır bilmiyorum bile :')) Blogumun doğum gününü bile kutlamadım bu sene. Çok hayırsız biri oldum çıktım. Umarım artık daha sık yazmaya başlarım.

En kısa zamanda tekrar görüşmek dileğiyle :')

8 Mayıs 2020 Cuma

08.05.2020

woa... döndüm işte yine bloguma sığınıyorum karanlık saatlerde. 2020'nin bize getirdiklerinden bahsetmeyeceğim artık hepimiz çok okuduk, duyduk ve hala duyuyoruz. Ben buraya sadece yorulduğumu yazmaya geldim.

Yoruldum sevgili blogum. Okulum çok yoğun ve yeteri kadar dinlenemiyorum. Hocalarımız çok anlayışsız ve her hafta 6 mini-sınavım oluyor, ödevler de cabası. Keşke çalıştıklarımın karşılığını da alabilsem. O kadar çalışıyorum ve sınavlarda yine istediğim başarıyı elde edemiyorum. Kendimden çok fazla beklentim var ve bunları karşılayamıyorum ancak beklentilerimi de üşümüyorum bir keriz olarak.

Yorgunluğumun etkilerini bedenimde de görmeye başladım, zayıfladım ve çok çabuk halsiz düşüyorum artık. Çok sağlıksız hissediyorum ve yine bunu düzeltmek için bir şey yapmıyorum. Genel olarak çok umursamaz ve hissiz oldum. Gün içinde genelde okul sebebiyle stresli ve mutsuzum. Akşamları eğlenince stres duyuyorum. Gülsem bile içten olmadığını biliyorum ve her daim umutsuz hissediyorum; geleceğe ve kendime dair. Sabahları yeni bir güne uyanmak istemiyorum, geceleri uyumak istemiyorum çünkü uyursam yeni bir gün doğacak ve hiçbir zaman buna hazır olmuyorum.

Galiba ben de sosyal izolasyondan etkilenmeye başladım :'))) Sanırım :'))



9 Şubat 2020 Pazar

Ocak Ayı Raporu

Merhabalar!!! Gecikmiş bir Ocak raporu ile karşınızdayım :') Ocak ayı sanıyorum ki hepimiz için çok uzun geçti... Gerek dünya gündemi olsun gerekse de Türkiye açısından, ocak ayı sancılıydı. Tüm kalbimle umuyorum, inşallah şubat ayı çok çok daha güzel geçer ve yıl biraz olsun iyi devam eder.

Ocak ayında listemdeki kitapların hepsini okuyamadım, çünkü planımda olmayan bir şekilde okçuluk müsabakasına katıldım. Yaklaşık bir yıldır okulumuzun okçuluk takımındayım. Antrenman eksiğim çok fazla olduğu için, yarışmaya kadar her gün okula gidip antrenman yaptık. Güzel sonuçlar elde ettik ama ben kendimden memnun kalmadım. Hala çok fazla eksiğim var ama okul dersleri ve sporu birlikte götürmek çok zor. Bu dönem n'apacağım hiçbir fikrim yok :')

Ocak ayı benim için duygusal olarak ayrı bir dengesiz geçti, birtakım insanlar yüzünden. O yüzden Şubat ayına girmemizle onlardan uzaklaştım ve böylesinin benim için daha iyi olacağını düşünüyorum. Tabi ki çok üzüldüm bir zamanlar çok sevdiğim biri ile bu durumlara gelmemize ama hayat böyle işte. Birini kalbimizde tutabilsek de hayatımız da tutamıyoruz ne yazık ki. Büyümek demek böyle durumları olgunlukla karşılayabilmek demek zannımca. Sağlık olsun.

Ocak ayında toplam 7 film izlemişim. Bunlar;


  • Parasite   5/5 --- Bu filme o kadar çok yorum yazmak istiyorum ki, ama spoiler vermeden yorumlamak neredeyse imkansız. Hiç şüphe duymadan izleyebilirsiniz, gerçekten harika bir filmdi. 
  • Knives Out    3,5/5 --- Bunu arkadaşımla seyrettik, onun izleme listesindeymiş. Filmin kadrosu tam bir yıldızlar geçitiydi. Konusu ise ortada bir cinayet ve aile var. Detektifler katili bulmaya çalışıyor ancak film dedektiflikten ziyade komedi odaklıydı. Katilin kim olduğunu filmin ilk yarım saatinde öğreniyoruz ve film komedi üzerine ilerliyor. Keyifliydi, izlenebilir
  • Neredesin Firuze   5/5 --- Bu filmi bu kadar geç izlediğim için kendimden utanıyorum aaaa Çok çok güzel bir filmdi. Dürüst olayım senaryoyu Özcan Deniz'in yazdığını duyunca çok şaşırdım. Gerek hüzün gerekse komedi hepsi vardı filmin içinde. Müzikleri zaten ayrı güzel. Oyuncu kadrosundan bahsetmiyorum bile; Haluk Bilginer, Demet Akbağ, Ata Demirer daha liste uzuyor. Lütfen vaktiniz varsa izleyin, pişman olmayacaksınız :')
  • Ocean's Twelve   3.5/5 --- Ocean serisinin ikinci filmi. İlkinin yanında biraz sönük kalmıştı. Seri 11 kişinin hırsızlık macerasını anlatıyor. İlk filmde bir banka soyan çete ikinci filmde bir müzeden altın yumurta araklamak peşindeler. Suç sahnelerinin daha az detaysız daha çok komediye odaklanılmıştı bu film. Fena değildi, izlenebilir. 
  • Ocean's Thirteen   2/5 --- Serinin üçüncü ve son filmi. Son film diye mi bilmiyorum, fazlasıyla üstün körüydü her şey. Suç sahneleri oldu bittiye getirildi ama yine komedi olarak dozundaydı. İzlenmese de olur diye düşünüyorum. 
  • Ocean's Eight    1/5 --- Serinin bir de kadınlar suçlu olsaydı nasıl olurdu diye 14 sene sonra çekilen remake filmi. Oyuncu kadrosu harika Rihanna, Anna Hathaway, Helena Bonham Carter gibi isimler var ancak senaryo çok çok vasattı. Vakit kaybıydı ne yazık ki. Bu kadro ile çok daha bir iş çıkarılabilirdi. 

Okuduğum da sadece bir kitap var hala yorumunu giremedim ;-; Yakında Sabahattin Ali İçimizdeki Şeytan ile o kitabın da yorumunu yazacağım. Umarım Şubat ayı kitap okuma olarak daha verimli geçer. Bu hafta okulum açılıyor. Umarım güzel bir dönem olur herkes için :'))

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!!

14 Ocak 2020 Salı

Minik Bir Kitap Alışverişi ve "Sorunlarla Baş Etmek için Boyama Kitabı ve Günlük"

Merhabalar!!! 

Nasılsınıııız? Bu hafta fazlasıyla verimli geçti benim için, bir kitap bitirdim ve minik bir kitap alışverişi yaptım. Ayrıca bugün dönemin son final sınavına girdim artık 3 hafta boyunca dinlenip, vicdan azabı çekmeden kitap okuyabilirim! Bu rahatlığı gerçekten çok özledim, son iki üç ay o kadar yoğundu artık hiçbir şey düşünmeden sadece kitap okumak ve dinlenmek istiyorum :')

Fotoğraf çekme becerilerim çok kötüymüş onu fark ettim... Fotoğrafa dair her şey fazlasıyla yamuk.

1) Amin Maalouf -Uygarlıkların Batışı 
Amin Maalouf'dan henüz sadece üç kitap okudum ama gerçekten yazdığı kitapların içeriğini ve değerlendirmelerini seviyorum. Bildiğim kadarıyla bu kitabı Aralık ayının sonunda çıktı ve yazarın en güncel kitabı. Kitap, son dönemlerde yaşanan olayları Ortadoğu ve diğer ülkelerle bağdaştırarak yorumladığı denemelerden oluşuyor ve Habertürk'teki röportajında kendisinden duymuştum biraz karamsar bir kalemle ele almış bu eseri. Ölümcül Kimlikler kitabının da devamı gibi olduğu söyleniyor. Ben o kitabı okumuştum ama siz onu okumadan da bu kitabı okuyabilirsiniz.
Kitabı YKY kitabevinden 17 liraya aldım.

8 Ocak 2020 Çarşamba

2020 Klasik Kitap Okuma Maratonu #kom2020

Merhabalar!! 

Bu sene Okuyan Muggle'ın Klasik Okuma Maratonuna ben de katılıyorummmmmm,  dürüst olayım hayatımda okuduğum türkçe klasikler iki elin parmağını geçmeyeceği için bu maratonu daha çok türkçe odaklı kitaplar üzerine ilerletmeyi düşünüyorum. Şu an elimde okumak istediğim bazı Türkçe klasikler var ancak final ayım olduğu için hepsini okuyabileceğimi sanmıyorum :') Özellikle Ahmed Hamdi Tanpınar kitaplarını daha müsait olduğum bir zamana saklıyorum ki hakkıyla okuyabileyim. 

Ocak Ayı içinde okumayı planladığım kitaplar:


1) İçimizdeki Şeytan -Sabahattin Ali
2) İnsanlığın Dirilişi -Sezai Karakoç
(bu ikisini klasik olarak aldım alttaki kitaplar klasik sayılıyor mu pek emin değilim ama bence sayılmıyorlar hmm)
3) Oğullar ve Rencide Ruhlar- Alper Canıgüz 
(bu kitabı Kağıt Salıncak'ın blogunda gördüm ve hemen okul kütüphanesinden aldım, okumak için sabırsızlanıyorum!)
4) Kiyoto -Yasunari Kawabata 
(Bu kitabı aylar önce nadirkitap.com'dan almıştım, fazlasıyla eski ve ilginç bir kitap gibi duruyor)
5)Circe -Madeline Miller
(Bunu da bu aralar çok gördüm, ve tablete pdf'sini indirdim. Umarım beğenirim, hakkında çok olumlu yorumlar duydum)

Kitapları okuyunca yorumlarını mutlaka bloga gireceğim :))
Herkese iyi haftalar!!

4 Ocak 2020 Cumartesi

Bu blogda 2020


YETER bu kadar depresif ve melankoli oluşum, 2020'de bloga kitap ve film yorumu girmeye geri dönüyorum. Bu blog amacından saptı ey ahali! Artık toparlanma zamanı. Yeni bir yıl eski blog düzeni :'))) Bu akşam 2020'de izlediğim ilk film yorumunu gireceğim hehehe

Bu arada 2019'da toplam 54 film izlemiş, 18 kitap okumuşum,,,, Yazuk sana Atlantisli... 2020'de 60 kitap okumayı planlıyorum. Umarım başarabilirim. Ayrıca Gözde'nin Klasik Okuma Maratonu'na bu sene ben de katılıyorum. 

2020 umarım hepimiz için çok güzel geçer!!

31 Aralık 2019 Salı

sevgili 2019


12 ayın şu son 4 ayında sanırım uzun zamandır ilk defa kendimi hissiz hissetmedim. Üzüldüm, ağladım, öfkelendim, sevindim, sevdim ve sevildim. Hiç deneyimlemeyeceğimi düşündüğüm hisleri deneyimledim. Kısacası ilk kez bir insan gibi hissettim. İlk kez 21 yaşımda bu duyguları yaşadım, aslında biraz üzücü bu tür şeyleri daha yeni tatmak ama biliyorum herşeyin yeri ve zamanı var. 

Ocak-Şubat ayları fazlaca inişli çıkışlıydı. Yeni arkadaş ortamı, aile sorunları, part time iş aramam... Çok fazla şey oldu ve sanırım yılın böyle başlaması beni biraz umutsuzlandırdı.

Mart-Nisan-Mayıs-Haziran okul sebebiyle yoğun ve benim iç çekişmelerimle doluydu. Yapmam dediğim şeyleri yaptım, kendime kızdım ve kendimi affetmedim.

Temmuz-Ağustos uh düşüncesi bile canımı sıkıyor. Yaz tatili olduğu için rahatlamam gerekirken ailevi sorunlarla dolu bir 2 ay olmuştu. Ne gezdiğim yerlerde eğlenebildim ne de dinlendim.

Eylül... Ah bu Eylül :')) Hayatımda bir dönüm noktası oldu sanırım. İlk kez birinden hoşlandım ve bir ilişkim oldu. Uzak mesafe ilişkisi olsa bile çok güzel bir iki ay geçirdim ve kendimi tanıdım. Bir ilişkiden ne beklediğimi, nasıl biriyle olmak istediğimi bu tür şeylerin cevaplarını buldum. Benim için tatlı bir deneyim oldu.

Ekim: direksiyon dersleri yüzünden her hafta ağladığım bir ay.

Kasım ayrılık ayı oldu benim için. Ama sanırım en seviyeli ayrılık benimkisiydi. Kavgasız ve dövüşsüz. Birbirimize son sözlerimiz seni seviyorum oldu :') İkimiz de bitirmeniz gerektiğini biliyorduk. Sanırım yetişkin olmak bu demekti, hayat hakkında üzücü de olsa bir karar alabilmek. Kızgın veya mutsuz değilim sadece biraz kırgınım. Yarım kalmışlık hissi var içimde. 

Şu son ayları bu duygusal iniş çıkışlara rağmen gayet başarılı idare ettiğimi düşünüyorum. Bu şeylerin okul hayatımı etkilemesine izin vermedim ve aşkla işi birbirinden ayırdım hehehe. Bu sene ilk defa akademik hayatım için bir amaç edindim. Her ne kadar umutsuz olsam da bunun için neler mümkün diye sorup, evrenden cevap bekleyeceğim.

Bu yıl mental olarak büyüdüğümü düşünüyorum. Hala iç çatışmalarım çok sık olsa da artık akışa müdahale etmemeyi öğrendim (Hala müdahale etmek istediğim bir konu var ama onun 2020'de hallolacağını düşünüyorum,,, inşallah,,,)

2020'den umutluyum, bahar tekrar gelecek buraya☆

Sevgili 2019
Üzüntülerle ve mutluluklarla benim için unutulmaz bir yıl olduğun için teşekkür ederim.

HERKESE MUTLU YILLAR!!

Tasarım: Şevval & Moka